hiç gitmeyeceğine inandığım sevgililerin,
her gidişinde benden daha fazla şey götürdüğü;
uzun,
uzun bir tren yolculuğuydu hasretin.
ben her dakikada en az altmış kere öldüm,
ve en az seni sevdiğim kadar üzüldüm yokluğuna.
çok daha kumralını tanıdım sonra;
yalnızlığın…
beton-arme bloklar arasında…
öylesine sıkışmıştı ki hasretin kapıya…
hasretin kapıda.
ne yapsam olmuyorum,
yarım kalıyorum;
giden her sevgilinin ardında.
hiçbir şey yoktu çekip giderken…
oysa hala hatırlıyorum mutluluğu.
ıslak yanaklarından anlıyorum durumun ehemmiyetini…
ve inan çok daha kumralını tanıdım sonra…
uzun saçları omzundan dökülen;
kaderi,
içindeki hüznü belirten;
kederli bir akşam yağmurunda
tüm zarafetiyle yürüyen kadınlar…
hala çok daha fazlasını istediğim hayatın;
benden daha fazla şey götürdüğü,
daha kumral bir yalnızlığa tanık oldum…
şüpheli,
samimiyetsiz arkadaşlıklar kurdum uğrunda;
ve en az
seni sevdiğim kadar üzüldüm,
içinde bulunduğum duruma…
ve çok daha kumralını tanıdım sonra;
yalnızlığın…
betonarme blokların
soğukluğunda..
anıl özatalay
3 mart 2005 ankara-balıkesir treni
dokuz eylül ekspresi
24 Mart 2007 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder