T.C.
BAŞBAKANLIK
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
Konu: İnceleme
BAŞBAKANLIĞA
1. Sayın Başbakanımızın, devlet içinde yasadışı özel örgütlenmeye gidilmesi ve bunlar aracılığı ile yasadışı eylemler yaptırılması konusundaki ilgi (a) emirlerinin alınmasını müteakip gerekli araştırmalara başlanılmıştır.
2. Takdir buyurulacağı gibi MİT Müsteşarlığı'nın, vuku bulmuş, kamuoyuna mal olmuş ve yargı organlarına intikal etmiş olay ve iddiaları, diğer yetkili, görevli ve sorumlu kuruluşları bir kenara iterek araştırma ve soruşturma yetkisi bulunmamaktadır. Esasen açığa çıkmış bu tür olay ve iddiaların kovuşturulması, güvenlik kuvvetlerimizin (emniyet ve jandarma) ve ilgili yargı organının görev alanında bulunmaktadır. Doğal olarak araştırmaya müstenit bilgi, belge ve ipuçlarının da anılan kuruluşlarda bulunması esasen yasal bir zorunluluktur.
3. Bu itibarla olay, olaya bağlı olarak ortaya atılan iddialar ve bunlara adları karışanların durumları; ilgi emir ekinde intikal ettirilen dosya münderecatı ile kayıtlarımızda yer alan bilgiler çerçevesinde incelenmiştir. İddialara konu olan şahıslar hakkında önceden kayıtlarımıza intikal etmiş bilgiler ise müsteşarlığımız görev alanına giren çalışmalar sırasında, bu çalışmalarımızla ilgili faaliyetler ölçüsündeki hususları kapsamaktadır.
Yukarıda arzedilen esaslar çerçevesinde yapılan inceleme sonuçları bir dosya halinde ekte sunulmuştur. Arzederim.
Sönmez Köksal
Müsteşar
Ekler:
Ek 1: Dosya (1 adet)
1. GİRİŞ
03 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında Balıkesir Bursa karayolu Susurluk ilçesi =C7atalceviz mevkiinde meydana gelen trafik kazası Türkiye genelinde büyük bir tartışma ortamı yaratmıştır. Kaza sırasında otomobilde bulunanların kimlikleri, meslekleri ve konumları, medyanın konuyu sahiplenmesi, tartışmaları giderek tırmandırmış, basının isimlendirmesiyle tartışmalar ``devlet mafya siyaset'' üçgeni etrafında yoğunlaşmıştır.
Tepki ve tartışmalar, siyasi zeminde de etkili bir şekilde işlenmiş, devletin var olduğu öne sürülen bazı tasarruflarından hareketle devlet ve devletin bazı kurumlarını irdeleyen nitelik kazanmıştır.
Olay giderek kendi boyutlarını aşmış, siyasi, sosyal güvenlik ve psikolojik açıdan Türkiye gündemindeki en ağırlıklı konu haline gelmiştir.
2. Olayın cereyanı
DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak, İstanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, ``Mehmet Özbay'' sahte kimlikli Abdullah =C7atlı ile 1970 doğumlu Gonca Us 01 Kasım 1996 günü akşam saatlerinde Kuşadası Onura Otel'e gelmişlerdir. Bucak'a ait 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobille Hüseyin Kocadağ yönetiminde İstanbul'a gitmek üzere yola çıkan grup, 3 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında Susurluk ilçesi =C7atalceviz mevkiinde benzin istasyonundan yola çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona çarparak trafik kazası yapmıştır.
Kaza sonucu 06 AC 600 plakalı otoyu kullanan Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah =C7atlı ile Gonca Us hayatını kaybetmişler, milletvekili Sedat Bucak ise yaralı olarak kurtulmuştur.
Kazada kamyon şoförü Hasan Gökçe asli kusurlu görülmüş ve sorgusunu takiben 04.11.1996 günü tutuklanmıştır.
2.2. Kaza sonrası Bucak'a ait otoda bulunan silah ve dokümanlar.
2.2.1 Çatlı'nın üzerinde bulunanlar:
Yapı Kredi Bankası kartı
Yapı Kredi Bankası Visa kartı
Fatura bilgi kardı
Barclays Visa kartı
İstanbul Ticaret Odası Üye Kimlik Kartı
44.500.000 TL., 29 adet 100 ABD Doları, 305 DM.
Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sürücü belgesi.
Mehmet Özbay adına, Emniyet Genel Müdürlüğü'nce düzenlenmiş Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanı belgesi.
2.2.2 06 AC 600 plakalı otoda bulunanlar:
930647 seri nolu 9 mm. çapında Saddam marka tabanca ile bu tabancaya ait şarjör, 9 adet mermi.
U544265 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait 2 adet şarjör ile 10 adet mermi.
L534618 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka ve bu tabancaya ait bir adet şarjör ile 45 adet mermi.
B178902 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka ve bu tabancaya ait bir adet şarjör ile 10 adet mermi.
A925710 seri nolu 22 Calibre Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait 2 adet şarjör ile 12 adet mermi.
22 Calibre tabancaya ait susturucu.
21995 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca ve 2 adet şarjör.
C42952 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca, iki adet şarjör ve 82 adet mermi.
13 adet 7.62 mm. çapında BKC (Biksi) mermi.
100 adet 5.56 mm. çapında mermi.
8 adet 22 Calibre mermi.
Çeşitli markalarda 3 adet cep telefonu.
Bir adet ışıldak.
2 adet şifreli kilitli çanta, içerisinden; 19 kalem temizlik eşyası, 2 adet İnternational Hospital üye kartı, cep bilgisayarı ve değişik kredi kartları.
06 AC 600 plakalı araç adına düzenlenmiş, Sedat Edip Bucak adına onaylı 0514 seri nolu TBMM araç giriş kartı ve 46 kalem muhtelif eşya ve belge.
06 EMR 15 plakalı araç adına düzenlenmiş Uluç Gürkan adına onaylı 1070 seri nolu TBMM giriş kartı.
34 NUL 63 sayılı iki adet sac plaka
ele geçirilmiştir.
Öte yandan, Sedat Bucak kaza sonrası basına yaptığı açıklamalarda; her an ölüm tehdidi altında olduğunu, bu yüzden devamlı silah taşıdığını, arabadaki silahların kendisine ait olduğu, bunları PKK ile yaptığı mücadelede kullandığı, ancak arabada bulunan susturucularla bir ilgisinin olmadığı, bahse konu susturucuların kaza sonrası arabaya konulduğu, bunun kendisine karşı hazırlanan bir komplo olduğu hususlarına değinmiştir.
Öte yandan, Sedat Bucak, DGM Savcısı'na, Meclis lojmanlarındaki evinde verdiği ifadede; kaza sonrası arabada bulunan silah ve susturucular hakkında hiçbir bilgisinin bulunmadığını ifade etmiştir.
3 OLAYA ADI KARIŞANLAR
Kazada yer alanlar:
Kaza yapan 06 AC 600 plakalı Mercedes marka oto içerisinde bulunanlardan milletvekili Sedat Edip Bucak, emniyet mensubu Hüseyin Kocadağ ve Abdullah Çatlı'ya ilişkin olarak kayıtlarımızda yer alan dosya bilgileri EK 1'de sunulmuştur.
Üner ve Gül kızı 1969 İzmir doğumlu Gonca Us hakkında kayıtlarımızda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca olay sonrasında sürdürülen araştırmalar kapsamında, Abdullah Çatlı için 3 Ağustos 1994 tarihinde, Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sahte talep formu tanzim edilerek Maliye Bakanlığı'na bağlı, birinci derece kadrodan Maliye müfettişi gösterilmek suretiyle hususi damgalı pasaport talebilnde bulunduğu ve İçişleri Bakanlığı'nca adına TR A 245202 seri numaralı hususi pasaport düzenlendiği anlaşılmıştır.
Tartışmalarla Gündeme Gelen Şahıslar
İleri sürülen iddialarda ismi geçen ``59'' şahıstan ``17''si halen hayatta bulunmamaktadır.
9'u yalnızca isimleri ile tanınan 59 kişiden; 4'ü politikacı, 4'ü işadamı, 14'ü mafya ile bağlantılı oldukları ileri sürülen eski ülkücü, 5'i TSK mensubu, 13'ü emniyet mensubu, 1'i din adamı, 1'i MİT mensubu, 1'i MİT'le bağlantılı olduğu iddia edilen şahıs, 2'si İran orijinli şahıs, 8'i mafya bağlantılı ve eroin kaçakçısı oldukları iddia edilen şahıs, 1'i şoför, 1'i PKK itirafçısı, 1'i Suriye orijinli bayan, 2'si Kürt orijinli avukat, 1'i genelev işletmecisi konusunda bulunmaktadır.
4. ŞAHISLAR ARASI İLİŞKİLER
Yapılan araştırma sonucunda kazaya karışan şahıslara ilişkin olarak, resmi görevli şahısların görevlerinden kaynaklanan doğal irtibatları dışında, bugüne kadar birbirleriyle, olay ve sonrasındaki iddialar doğrultusunda iltisakları bulunduğu yolunda herhangi bir bilginin kurumumuza intikal etmediği görülmüştür. Buna karşın basında yer alan bilgilerle mütalaa edildiğinde, iddialarda isimleri geçen şahıslar arasında Tansu Çiller, Özer Çiller, Mehmet Ağar, Haluk Kırcı, Sedat Bucak, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Hüseyin Baybaşin ile halen ölü bulunan Abdullah Çatlı, Ahmet Cem Ersever ile Tarık Ümit önem arzetmektedir.
Bahse konu şahıslar arasında var olduğu iddia edilen ilişkiler ve bu şahısların gerçekleştirdiği eylemler, genel olarak şematize edilerek EK 4'de sunulmuştur.
Ayrıca, olaya adı karışan şahıslara ilişkin basında çıkan iddialar ve bu şahısların ilişkileri ayrı ayrı şematize edilmek suretiyle EK 5'te sunulmuştur.
5. İDDİALAR
(İddialar basında veya id dianın yer aldığı kaynakta bulunduğu şekliyle aktarılmıştır.)
İddiaların ayrıntıları EK 6'da sunulmaktadır. Aşağıdaki maddelerde iddialar başlık olarak sıralanmaktadır.
Aydınlık Dergisi'nin 22 Eylül 1996 tarih ve 483 sayılı, 17 Kasım 1996 tarih ve 491 sayılı, 24 Kasım 1996 tarih ve 492 sayılı nüshalarında yer alan iddialar;
``Çiller Örgütü'' iddiaları
``DYP Genel Başkanı Tan su Çiller, bazı MİT ve emniyet mensupları ile ülkücülerin içerisinde yer aldığı `Özel Suç Örgütü' kurmuştur.
Anılan örgüt mensuplarınca, kendi aralarında, `özel büro' olarak adlandırılan, Çiller Özel Örgütü, CIA ve MOSSAD ile bağlantılıdır.'' Örgütün Yapısı ve Kadrolarına İlişkin İddialar:
``700 kişiden oluşan Özel Büro içerisinde; DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Özer Çiller, Mehmet Ağar, MİT Müsteşar Yardımcısı ve Kontr Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür, Emniyet Genel Müdürlüğü Müşaviri, Emekli Albay Korkut Eken, Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, ülkücü mafya şeflerinden Alaattin Çakıcı, Abdullan Çatlı'' bulunmaktadır. İddia edilen Özel Büro'nun yapısı ve kadrolarına ilişkin şema EK 7'de sunulmuştur.
Örgütün mafya ile bağlantısına ve tetikçi kadrolarına ilişkin iddialar:
Örgütün, A. Çatlı liderliğindeki ülkücü grup ile ilişkileri
Örgütün, 6. Filo isimli ülkücü grupla ilişkileri.
Örgütün, Söylemez çetesi ile olan ilişkileri.
Örgütün eylemlerine ilişkin iddialar:
Haydar Aliyev'i devirme operasyonu.
Çeçenistan'a müdahale ve Avrasya feribotunun kaçırılması.
M. Ağar'ın uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin ile bağlantısı.
Özer Çiller'in nükleer madde kaçakçılığı yapması.
Manukyan'a suikast girişimi.
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in öldürülmesi.
Cem Ersever ve arkadaşlarının öldürülmesi.
Askar Smitko ve Lazım Esmaeli'nin öldürülmesi.
Behçet Cantürk ve arkadaşlarının öldürülmesi.
Tarık Ümit'in öldürülmesi.
Avukat Yusuf Ekinci, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım ve Medet Serhat'ın öldürülmeleri.
Tevfik Ağansoy'un öldürülmesi.
Haluk Kırcı Fethullah Gülen ilişkisine dair iddialar
1994 yılından itibaren Ankara'daki gazinolardan, kumarhanelerden, barlardan haraç toplamaya başlamıştır.
Devletten adamları için milyarlarca liralık yardım alan Bucak Aşireti'nin adam sayısını abarttığı ileri sürülüyor.
Askerlik yapmak istemeyen kaçakçıların, para karşılığı Bucak Aşireti'nden korucu kimlikleri aldıkları ve askerliklerini aşiretin belirlediği bir yerde, ``geçici köy korucusu'' olarak tamamladıkları söyleniyor.
Sedat Bucak hastaneden çıkartıldıktan sonra, getirildiği TBMM lojmanlarındaki evinden 12 saatliğine ayrılıyor. Sedat Bucak'ın Mehmet Ağar ve bir emekli generalle basına yapacağı açıklamayı görüştüğü ve mezkur açıklamanın kendisine Ağar ve emekli general tarafından dikte ettirildiği söyleniyor.
Bucak'ın katıldığı HBB'deki TV programını, anılan kanalda yöneticilik yapan eski MİT mensuplarından Bülent Öztürkmen, dostu Korkut Eken'in ricasıyla ayarladı.
Diğer iddialar
Susurluk kazası ve sonrası basında yer alan iddialara ilişkin ayrıtılı bilgiler Ek 8'de sunulmuştur. Bunlar içerisinde aşağıda yer alan bilgiler önem arzetmektedir:
Abdullah Çatlı ile ilgili Susurluk kazası sonrası başlayan soruşturma sürerken, Çatlı'nın İngiltere'deki ilişkileri dikkati çekmektedir. İngiliz hükümetinin ülkelerine yönelik uyuşturucu trafiğinin önünü kesmek amacıyla, Çatlı gibi yabancıları kullandığı biliniyor.
Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı ve Sedat Bucak, Susurluk'taki kazadan önce Yalova'ya, kumarhane açmak amacıyla arsa aramaya gitmişlerdir.
Mehmet Ağar'ın istifasından sonra ``Çiller Özel Örgütü'' üyelerine dağıtılan sahte kimlikler, ruhsatlar, pasaportlar geri toplanmış, ve üyelerin ortalıkta görülmemesi emri verilmiştir.
Öte yandan, Hüseyin Kocadağ'ın eski İstanbul Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir ile Sedat Bucak'ı barıştırmak için arabada bulunduğu ve Bursa'ya gittikleri de iddialar arasındadır.
İddialardan doğrulananlar:
Aydınlık dergisinin 2 Eylül 1996 tarihinde (483 sayılı), 17 Kasım 1996 (491 sayılı) ve 24 Kasım 1996 (492 sayılı) tarihli nüshalarında Doğu Perinçek tarafından ortaya çeşitli iddialar atılmıştır. Söz konusu iddialardan 22 Eylül 1996 tarihinde Aydınlık gazetesinde yayımlanan ve ``MİT Raporu'' olduğu iddia edilen metin içerisinde yer alan bazı hususların, kaza sonrasında çeşitli basın yayın kuruluşlarının araştırmaları sonucundaki gelişmelerle doğrulandığı gözlenmiştir.
Çatlı'nın sahte kimlik kullandığı iddiası:
Çatlı'nın, Mehmet Özbay sahte kimliği taşıdığı, Mehmet Özbay ve Mehmet Özbey adına Londra ve Şikago başkonsolosluklarından, 1980 1996 yıllarında 3 pasaport aldığı, 1992 yılında Şahin Ekli adına düzenlenmiş sahte pasaportla yurtdışına çıkmaya çalıştığı, konsolosluklar ve emniyette bulunan belgelerle kanıtlandığı basında yer almaktadır. (4 Aralık 1996 tarihli Sabah gazetesinde İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı rapora atfen yayımlanmıştır. Söz konusu gazete kupürü Ek 9'da sunulmuştur.)
Çatlı'nın eroin kaçakçılığı yaptığı iddiası:
Çatlı, Fransa ve İsviçre'de eroin kaçakçılığı suçundan mahkum olmuştur ve hapis cezasına çarptırılmıştır. Söz konusu bilgileri Abdullah Çatlı'nın Ek 3'te bulunan dosya bilgileri ve eşi Meral Çatlı'nın basında yer alan ifadeleri teyit etmektedir. (Ek 10)
Çatlı'nın Ali Yasak ve Bucak aşireti mensupları ili ilişkili olduğu iddiası:
Çatlı'nın Ali Yasak ve Bucak aşireti mensupları ile ilişkili olduğu, şahısların beyanları ile doğrulanmıştır.
Çatlı'nın emniyet mensupları ile ilişkisi olduğu iddiası:
Ağar'ın, kazadan sonra, ``Hüseyin Kocadağ'ın Çatlı'yı güvenlik kuvvetlerine teslim etmeye gittiğini, bu nedenle aynı arabada buluduğunu'' açıklamasına karşın, Sedat Bucak'ın ``Kocadağ'ın Çatlı'yı Mehmet Özbay adı ile tanıdığını'' belirtmesi, Ağar'ın konuyla ilgili beyanları ile çelişmiştir. Ancak mevcut birliktelik dahi Çatlı'nın Emniyet'le ilişkisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Mehmet Ağar'ın Haluk Kırcı ile iltisakının bulunduğu iddiası:
Ağar, Haluk Kıcı'yı tanımadığını ifade etmiş, bilahare Hürriyet gazetesinde nikah şahidi olduğuna dair fotoğraflarının yayımlanması üzerine, olayı ``vali vatandaş'' ilişkisi çerçevesinde açıklamaya çalışmıştır.
Çatlı'nın 12 Eylül 1980 öncesi Ağca ile ilişkisi olduğu iddiası:
Çatlı'nın Ağca ile ilişkisi 1978 yılından beri bilinmektedir. Söz konusu iddia, Ağca'nın 24 Kasım 1996 tarihinde gazete ve TV'lerde çıkan açıklamalarıyla da teyid görmüştür.
Çatlı'nın kokain kullandığı iddiası:
Susurluk'ta meydana gelen kaza sonrasında, çeşiti yayın organlarında, Çatlı'nın üzerinde kokain bulunduğu şeklinde bir iddia yer almış, ve Ankara'da jandarma laboratuvarındaki tespitler sonucunda Çatlı'nın kokain kullandığı doğrulanmıştır.
Araştırılmasında fayda görülenler:
Bahse konu iddialardan önemli görülen ve araştırılması gerektiği değerlendirilenler aşağıda sunulmuştur:
Çiller Özel Örgütü adı altın da faaliyetlerini sürdürdüğü iddia edilen bir yapılanmanın mevcudiyetinin tespiti, bu suçlama ile bağlantılı tüm iddiaların doğru olup olmadıklarına vuzuh kazandırılması suretiyle mümkün olabilecektir.
1980'li yılların başlarında, devletle bağlantılı gösterilmeye çalışılarak gündeme getirilen ASALA'ya yönelik eylemin inceleme konusu olan iddialarla ilgisi ve konu hakkında teşkilatımızın herhangi bir bilgisi bulunmamaktadır.
Çatlı'nın İsviçre'de tutuklu bulunduğu cezaevinden, CIA Türkiye İstasyon Şefi tarafından kaçırılması iddiasının, İçişleri ve Dışişleri bakanlıklarının İsviçre'deki ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda açıklığa kavuşturulabileceğine inanılmaktadır.
Mart 1995 tarihinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'e yönelik darbeyi, Tansu Çiller'in onayı ile dönemin Türk cumhuriyetlerinden sorumlu Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir, Emniyet Genel Müdürü Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken planlamış, ancak MİT'in olayı Süleyman Demirel'e bildirmesi ve Cumhurbaşkanı'nın da Aliyev'i haberdar etmesi ile darbe girişimi başarısızlığa uğramıştır.
MİT Müsteşarlığı, yürütmekte olduğu istihbarat çalışmaları sırasında, Haydar Aliyev'e suikast girişimi hazırlığı yapıldığını belirlemiş ve durum yetkili makamlar aracılığı ile Haydar Aliyev'e intikal ettirilerek suikast önlenmiştir. MİT Müsteşarlığı, kendisine düşen yasal görevi yerine getirmiş olup, bunun dışında öne sürülen iddiaların MİT Müsteşarlığı ile ilgisi bulunmamaktadır.
Fethullah Hoca'nın, Çiller'in kara para aklama işinde gizli ortağı olduğu, Fethullah Hocacıların CIA'nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu iddiaları, Maliye Bakanlığı müfettişlerinin Fethullah Gülen'in mali kayıtlarını incelemesi ile İçişleri ve Dışişleri bakanlıklarının ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda çözülebileceği değerlendirilmektedir.
Avusturya'da tutuklu bulunan H. Baybaşin ile M. Ağar arasında uyuşturucu ticareti bağlantısının olup olmadığının açıklığa kavuşturulabilmesi için, Baybaşin'in daha önce tutuklu bulunduğu İngiltere, Hollanda ve halen cezaevinde yatmakta olduğu Avusturya'daki faaliyetleri; İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgili ülkelerin güvenlik kuruluşları ile koordine kurulması gerekmektedir. Ayrıca H. Baybaşin'in, M. Ağar ile olan ilişkisini bildiğini iddia ettiği avukatı İlhan Ongan'ın ifadesine başvurulmasının yararlı olacağı mütalaa edilmektedir.
Emniyetteki Ağar ekibine bağlı olarak çalışan ülkücü mafya liderlerinden Abdullah Çatlı ve ekibinin suç örgütü içerisinde çalışıp çalışmadığı, söz konusu ekibin iddialarda yer aldığı gibi, M. Ağar'ın talimatıyla, birçok kişiyi öldürüp öldürmediği iddiası, Emniyet Genel Müdürlüğü içinde teşekkül ettirilecek muhakkik yetkisine sahip bir grup tarafından, söz konusu iddialarda adı geçen şahısların ifadelerine başvurulması suretiyle çözüme kavuşturulabilecektir. Nitekim Ö. Lütfü Topal'ın öldürülmesi olayında kullanılan silahlarda A. Çatlı'nın parmak izinin bulunduğu yolundaki emniyet tespiti de bu iddianın kısmen de olsa doğruluğunu teyit eder mahiyettedir.
Ömer Lütfü Topal'ın kumarhanelerinden gelen gelirden daha fazla pay alabilmek için M. Ağar, S. Bucak ve H. Kocadağ tarafından öldürülüp öldürülmediği iddiaları: Topal ve Topal'a ait şirketlerin, adı geçen öldürülmeden önceki üç aylık dönemi kapsayan para transferleri ile yakınlarının malvarlıklarının mali yetkililerce araştırılması, şahsın ölmeden önce yaptığı telefon görüşmelerinin Türk Telekom tarafından ortaya konulmasının, Topal cinayetinin faillerinin tümüyle açığa çıkarılmasına büyük ölçüde katkıda bulunacağı değerlendirilmektedir.
Tarık Ümit'in, ``Çiller Özel Örgütü'''ne ilişkin olarak bildiği konular nedeniyle öldürülüp öldürülmediği iddialarının, Ümit'in en son beraber gördükleri söylenilen polislerin ilgili savcılık tarafından yeniden sorguya alınması ile konunun vuzuha kavuşturulabileceği değerlendirilmektedir.
Ayrıca Tarık Ümit'in kızı Hande Bilici: ``Babasının 17 yıllık MİT personeli olduğunu, elinde MİT görevlisi sıfatıyla imzaladığı belgelerin bulunduğunu, dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar imzalı özel plaka tahsis tutanaklarının olduğunu, babasının kayboluşunun ertesinde Mehmet Eymür'ün gönderdiği iki MİT görevlisinin kendisine, babasının Mehmet Ağar'ın bilgisi dahilinde, müşaviri Korkut Eken'in isteği üzerine Özel Harekatçı polislerce kaçırıldığını, M. Eymür'ün, M. Ağar'ı arayarak babasına bir şey yapılmayacağı sözünü aldığını, daha sonra M. Eymür'le yüz yüze görüştüğünü, Eymür'ün babasının öldürüldüğünü söylediğini, ancak Korkut Eken'le yaptığı bir görüşmede, Eken'in, babasının özel bir görevle yurtdışına gönderildiğini, döndüğü zaman öldüğünü söyleyenlerin ne yapacaklarını merak ettiğini söylediğini, babasının akıbeti hakkında herhangi bir bilgi verilemez ise elindeki belgeleri açıklayacağını'' ifade etmiştir.
Tarık Ümit, çeşitli kuruluşlara bilgi veren bir kişi olarak tanınmaktadır. Nitekim, MİT Müsteşarlığı'na da müsteşarlığın görev alanına giren konularda zaman zaman bilgi intikal etmiştir. Bu nedenle T. Ümit'in kızının ifadesinde adı geçen şahısların soruşturma kapsamına alınmalarında fayda görülmektedir. Tarık Ümit'e ilişkin bilgi notu Ek Sami Hoştan'ın Dev Sol örgütü ile ilişkilerinin yanı sıra İspanya, Hollanda, Kolombiya bağlantılı uyuşturucu kaçakçılığı yapıp yapmadığının ortaya çıkartılabilmesi için, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bahse konu ülkelerin ilgili birimleriyle bağlantı kurmak sureti ile konuya ilişkin bilgi derlenmesi ve adı geçenin telefon kayıtlarının incelenmesinin gerektiği mütalaa edilmektedir.
Yzb. Hüseyin Pepekal'ın halen Silahlı Kuvvetler bünyesinde bulunup bulunmadığı, Silahlı Kuvvetler'de ise hangi birimde çalıştığı hususları Genelkurmay Başkanlığı'nca belirlenebilecektir.
Hakkari/Yüksekova'da, uyuşturucu kaçakçılığı amacıyla oluşturulduğu iddia edilen ``Üniformalı Çete'' ve benzerlerinin kurulması, sevk ve idaresine M. Ağar'ın yeri ve konumunun Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü bünyelerinde oluşturulacak muhakkik yetkisinde bir komisyon tarafından araştırılması gerekmektedir.
Türkiye'de kaçakçılık faaliyeti yürütürken öldürülen İranlı Kürt orijinli Lazım Esmaeili ve Askar Simitko'nun, Özer Çiller ve M. Ağar ile bağlantısı, öldürülmeleri eyleminde anılan şahısların rollerinin olup olmadığı, Askar Simitko'nun MİT'e bilgi verip vermediği iddiaları, şahısların öldürülmeden önce yaptıkları cep telefonu görüşmelerinin Türk Telekom tarafından tespiti ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün araştırmaları sonucu çözümlenebilecektir.
İran uyruklu Askar Simitko, 1985 yılında İstanbul'a gelmiş olup, bu şehirdeki çeşitli kanuni unsurlarla ilişkisi bulunan bir şahıstır. Bu faaliyetleri nedeniyle zaman zaman güvenlik kuvvetleri tarafından yakalanıp serbest bırıkıldığı söylenmektedir. Teşkilatımız ile bir ilişkisi bulunmamaktadır. Adı geçen hakkında kayıtlarımıza intikal etmiş bilgiler Ek de sunulmaktadır.
S. Edip Bucak'ın, devletten aldığı parayı, kendi aşiretine mensup koruculara dağıtıp dağıtmadığı hususuna, Maliye Bakanlığı'ndan ödeme şeklinin öğrenilmesi ve ödemede görev alan personelin bilgilerine başvurulması suretiyle açıklık kazandırabilecektir.
Tansu Çiller'in eski danışmanı ve Başbakanlık Müşaviri T. Şakir Atik'in, Özer Çiller tarafından bilgi sızdırmak gayesi ile MİT içerisinde görevlendirildiği iddia edilmektedir. Anılan şahsın MİT Müsteşarlığı ile ilişkisine dair bilgi notu Ek 13'de sunulmaktadır.
Özgür Gündem Gazetesi'nin (Özgür Ülke) 1994 yılında bombalanması olayının dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in emri ile Mehmet Ağar'ın emrindeki ``Özel Büro'' tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir.
Üzerinde Durmaya Gerek Olmayan İddialar:
17 Eylül 1996 tarihli Aydınlık Dergisi'nde II. MİT Raporu olduğu iddia edilen ve basında birçok tartışmalara neden olan rapor yayımlanmıştır. Söz konusu iddiaya cevaben müsteşarlığımızca 5.11.1996 tarihinde, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü'ne gönderilen açıklamada: ``Son günlerde medyada Milli İstihbarat Teşkilatı'na atfedildiği şekilde herhangi bir kuruluşa veya şahsa verilmiş bir rapor mevcut değildir'' hususlarına yer verilmiştir.
Hiram Abas'ın Çiller Örgütü tarafından öldürüldüğü iddiası: Bu eylemin 26.09.tarihinde Dev Sol militanları Hayri Koç, Ferit Eliuygun, Bahattin Anık ve Ahmet Fazıl Ercüment Özdemir tarafından gerçekleştirildiğinin bilinmesi nedeni ile önem taşımamaktadır.
H. Kocadağ'ın Gonca Us ile hissi ilişkisi bulunduğu iddiası ise Çatlı'nın eşi Meral Çatlı'nın bu konudaki açıklamaları dolayısıyla üzerinde durulacak nitelikte bulunmamaktadır.
6. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Başbakanlık'tan gönderilen dosya içeriği, kayıtlarımızda mevcut olan ve ulaşılabilen diğer bilgilerle birlikte incelenmiş, inceleme sonuçları ana hatları ile yukarıdaki maddelerde ve ayrıntılı olarak da bu yazının ekinde sunulan bölümlerde belirtilmiştir.
Bizatihi trafik kazası olayı, izahı zor veya savunulamayacak bir beraberliği net olarak ortaya koymaktadır. Kaza yapan araçta bulunan silahlar, belgeler ve diğer bulgular ise araçta bulunanların suç amaçlı bir faaliyet içinde bulunduklarına kuvvetli emare niteliğindedir. Bazı belge ve bulgular ise esasen bizzat teşkil etmektedir.
Ancak bunların gerçek niteliğinin araştırılması, doğal olarak bu belge, bilgi ve bulguların yedinde bulundurma yasal hakkına sahip olan devlet kuruluşlarının (yargı organı ve yargı organı ile birlikte tahkikatı yürütecek güvenlik kuvvetlerinin) yetki alanına girmektedir. Geçmiş tarihlere ait ve olayla birlikte yeniden gündeme gelmiş olan diğer olaylar ise vuku buldukları tarihte, yetkili ve görevli kuruluşlarca araştırılmış olup, bunlara ilişkin bilgi, belge ifade tutanakları ve diğer hususlar anılan kuruluşlarda bulunmaktadır. İdari tahkikat ve yasal yönden kovuşturma yetkisine sahip kuruluşların bunların gerçek durumunu daha sağlıklı bir şekilde ortaya koyacakları (şayet daha önceden bu hususlar zaten belirlenmiş ise) muhakkaktır.
Bun nedenle müsteşarlıkça: Devletin diğer yetkili kuruluşlarının görev alanına girilmeksizin ve anılan kuruluşların da kendileri açısından gerekli araştırmayı zaten yaptıkları düşünülerek, mevcut bilgilerden hareketle bir inceleme yapılması cihetine gidilmiştir.
Susurluk'ta meydana gelen kaza: Devletin bazı kuruluşlarını, bu kuruluşların tasarruflarını, bir kısım siyasetçi ve bürokratı tartışılır hale getirmiştir. Tartışmalar, bilinçli olarak veya bilinçsizce, olayın çapını aşan boyutlara ulaştırılmış, zaman olarak da son yirmi yılı kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmıştır. Bu durum, bir yandan olayın gerçek niteliğinden saptırılmasına, diğer yandan da ilgili ilgisiz birçok konunun birbirine karıştırılarak tartışma alanına çekilmesine yol açmıştır.
İncelemenin ``İddialar'' kısmında da görüleceği üzere, bir kısım ``iddiaların'' olay veya var olduğu öne sürülen örgütlenme ile maddeten ve zaman olarak ilgisinin bulunması mümkün değildir. Buna rağmen devleti ve devletin tasarruflarını tartışmaya açabilmek için özellikle gündemde tutulmasına çalışılmaktadır.
Olayla bağlantılı çevreler, geçmişte kalan ve çeşitli dönemlerde tartışılmış olan bazı konuları (ASALA ile mücadele gibi) gündeme getirerek, son zamanlarda vuku bulan olaylarla ilişkilerini kamufle etme, yayma eğilimindedir.
Ortada, birçok ciddi iddia ve itham mevcuttur. Bunların bütünü geçmişte kalmıştır. Maddi delillerle de kanıtlanması çok zor iddialardır. Bu durum olayların cesametiyle bağlantılı cezai sorumlulukların belirlenmesi açısından zorluklar yaratmaktadır. Bununla birlikte, idari açıdan ilgili kurum ve kuruluşlar içinden kolaylıkla tahkik edilecek hususlar da bulunmaktadır. Sahte hüviyet, pasaport ve diğer belgelerin verilmesi, ticari bağlantılar gibi hususlar araştırılabilir nitelik taşımaktadır.
Konunun medyada ele alınış biçimi, ilgili ilgilsiz herkesin konuşturulması, olayları saptırmak isteyenlere büyük imkanlar sağlamış, büyük ölçüde gerçeklerden uzaklaşmış, somut olaylar ve olaylarla ilişkili kişilerden çok devlet ve devletin tasarrufları tartışılır hale getirilmiştir. Bu durumun, olayların gerçek suçlularıyla, her vesileyle mevcut düzene saldırmayı adet haline getirmiş bir kısım maksatlı çevrelerin işine yaradığı da ayrı bir gerçektir.
Tartışmaların ulaştığı siyasi boyut ise malumlarıdır. Bu durum, olaylara ilişkin gerçek bilgi ve belgelere ulaşılmasını zorlaştırmış, daha çok spekülatif hususların gündeme gelmesine yol açmıştır.
Susurluk olayı ayrıca:
Devletin içinde kontrolsüz güçlerin varlığını,
Bu güçlerin devletin ihtiyaçları dışında da bazı istenmeyen faaliyetlere yönelebildiğini,
Güvenlik kuvvetlerinin resmi güçler dışında bazı unsurları da devlet görevi adı altında kullandıklarını,
Devletin bazı belgelerinin (Pasaport vs.) gayri kanuni unsurlara verilebildiğini,
Devletin aynı kuruluşu içinde, farklı anlayışta olanların birbirleri ile devletin olanaklarını kullanarak mücadele edebildiklerini,
İstihbaratta ve örtülü operasyonlarda çokbaşlılığın bulunduğunu, merkezi kontrolün yeterli olmadığını,
Gizlilik taşıması gereken devlet belgelerinin veya faaliyetlerinin dahi kolayca açıklanabildiğini, tartışılabildiğini,
Kontrolsüz güçlerin, bazı siyasi güçlerce veya kişilerce desteklendiğini,
Devlet adına yapıldığı öne sürülen işlerde dahi büyük miktarlarda maddi çıkarların söz konusu olduğunu (A. Çatlı'nın şirketleri ve mal varlığı gibi)
gösterecek nitelikte emarelerin çıkmasına neden olmuştur.
Yukarıda kısaca değinilen ve her biri ayrı ayrı öneme sahip tespitlerden hareketle, öncelikle şu hususlarda gerekli tedbirlerin alınmasında fayda görülmektedir.
Güvenlik kuvvetlerinin, görevlerini ifa ederken, yararlanmak durumunda bulunduğu her türlü unsurdan, istifade edebilme esaslarını çok iyi belirlenmesinde ve merkezi bir kontrole bağlanmasından fayda görülmektedir.
İstihbaratta, ilgili kuruluşların yetki alanlarını genişletmeleri nedeniyle, çok başlılık bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak bünyesinde istihbarat birimi bulunan bütün kuruluşlar istihari metodlar uygulayarak, görev alanlarını ilgilendirmeyen bilgi ve imkana sahip olmaktadır. Bunlar il düzeyinde uygulandığından merkezi kontrolün dışında kalmakta ve il düzeyinde kontrolleri dahi yeterince sistemleştirilmediğinden kontrol dışı güçler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle mevcut mevzuat çerçevesinde istihbarat yetkisine sahip kuruluşların durumlarının net olarak belirlenmesinde ve bu alanda her türlü merkezi kontrolü sağlayacak yasal kuruluş olan MİT Müsteşarlığı'nın koordinatörlüğünün işler hale getirilmesinde zaruret bulunmaktadır.
Örtülü operasyonlar, bütün demokratik ülkeler tarafından olağanüstü durumlarda, ulusal çıkarların korunması amacıyla başvurulan mücadele metodlarından birisidir. Ancak bu tür çalışmalar, bütün ülkelerde merkezi karara dayanmakta, etkili bir merkezi denetime tabi olmakta ve devletin meşru güçlerince icra edilmektedir. Hangi gerekçe ile olursa olsun yukarıda değinilen temel prensiplerin dışına çıkılması, devlet yönetimi açısından çeşitli sıkıntıları ortaya çıkarmaktadır.
Devlet organlarının, siyasi otoritenin kararıyla hareket etmesi demokrasinin gereğidir. Ancak, bu zaruretin, kuruluşların siyasetin içine çekilmesi şeklinde algılanmaması, dolayısıyla siyasi partilerimizin devlet kuruluşlarına siyasi zihniyetleri, çıkarları doğrultusunda yaklaşmamaları da aynı ölçüde gereklidir. Mevcut politize olmuş kadroların idari tedbirlerle ayıklanması, objektif kamu görevi ve güvenliği için vazgeçilmez bir koşul olarak düşünülmektedir.
Geçici köy koruculuğu uygulamalarından kaynaklanan olumsuzlukların giderilmesi, sakıncalı faaliyetler içerisinde bulunanların tespit ve takibini müteakip kadro dışı bırakılmaları ve sistemin güvenilir bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Aynı şekilde itirafçılardan istifade edilmesinin de kontrol edilebilir şekilde sisteme bağlanmasında fayda görülmektedir.
Diğer taraftan, devam eden tartışmalar, yukarıda sıralanan faktörlerin de etkisi ile güvenlik kuvvetlerimizi olumsuz şekilde etkilediği gibi kamuoyu nezdinde de itibar kaybına neden olmaktadır. Bütün bunların, toplumsal güvenliğimiz ve demokratik anayasal düzenimiz açısından arzu edilmeyen gelişmeler olduğu söylenebilecektir. Ayrıca, olaylar dış dünyada da Türkiye'nin itibarı, demokrasinin geleceği yönünde ciddi eleştirileri ortaya çıkarmıştır.
Bu itibarla, öncelikle tartışmaları sona erdirecek veya en azından sınırlandıracak hukuki ve idari kovuşturmaların süratle sonuçlandırılmasında, bunun akabinde de 6.8. maddede sıralanan tespitlerin izalesini mümkün kılacak, hukuki ve idari tedbirlere yönelinmesinde fayda görülmektedir.
Tolga Şakir Atik:
Başbakanlık Müşaviri olarak görevli iken, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü'nün 30.tarih ve B.O2.O.G.O.11 315 15515 sayılı yazısı ile teşkilatımıza naklen atanmasına muvafakat edilmiş, 03.11.1995 tarih ve 21266 sayılı Müsteşarlık Onayı ile teşkilatımız emrine atanmıştır.
Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü'nün 06.11.1995 tarih ve B.O2. O.PPG.O.11 315 sayılı yazısı ile 3056 Sayılı Kanun'un 311 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 36. maddesine göre Başbakanlık'ta istihdamının uygun görüldüğü bildirilmiştir.
Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü'nün 18.01.1996 tarih ve B.O2.O.PPG.O.11 315 1 sayılı yazısı ile ``kendi isteği üzerine 18.01.1996 tarihi itibariyle asli görevine iadesinin uygun görüldüğü'' bildirilmiştir ve adı geçen aynı tarihten itibaren teşkilatımızdaki görevine başlamıştır.
İlgili, 22.01.1996 14.061996 tarihleri arasında, teşkilatımızın ilk defa göreve başlayan Meslek Memuru adaylarına uygulanan Temel ve Hazırlık Eğitimi görmüştür.
Söz konusu eğitimi müteakip atandığı Malatya Bölge Başkanlığı'ndaki görevine 15.07.1996 tarihinde başlamış ve daha sonra 02.10.tarih ve 19426 24231 sayılı Müsteşarlık Onayı ile Ankara Bölge Başkanlığı emrine atanmıştır.
21.10.1996 tarihinde Malatya ünitemizden ilişiği kesilen ve mehil müddetinin sona erdiği 05.11.1996 tarihinden itibaren (10) gün, 18.11.tarihinden itibaren (30) gün süre ile rapor alan ilgili, henüz yeni görev yerine başlamamıştır.
Ömer Lütfü Topal:
Mahmut oğlu, 1942 Malatya/Doğanşehir doğumludur.
1962 69 71 senelerinde tehdit yoluyla bono imzalatmak, bıçaklama, yaralama, darp, adam öldürme suçlarından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde kaydı bulunmaktadır.
20.06.1978 tarihinde Belçika gazetelerinde Belçika'nın Anvers şehrinde 6 kilogram eroinle yakalanmış olup, üzerinde Gaziantep Valiliği'nce verilen, Sadık Sami Onar adına düzenlenmiş bir pasaport ele geçirilmiştir. Ayrıca Belçika üzerinden ABD'ye uyuşturucu madde göndermekle de suçlanmıştır.
14.06.1978 23.07.1981 tarihleri arasında Belçika'da hapis yatmış, bilahare ABD'deki eroin olayıyla ilgili cezasını çekmesi amacıyla anılan ülkeye iade edilmiştir. New York'ta yargılanarak 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
13.01 20.02.1989 tarihleri arasında Hollanda'nın çeşitli şehirlerinde büyük miktarda eroinle yakalanan şahısların ifadelerinde adı geçmiştir.
05.05.1989 tarihinde söz konusu olayla ilgili olarak İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü'nce yakalanmış, 05.05.1989 tarihinde İstanbul DGM Cumhuriyet Savcılığı'nca serbest bırakılmıştır.
1995 yılı içerisinde Türkmenistan/Aşkabat'ta otel ve kumarhanelerin işletilmesini almak için girişimlerde bulunmuştur.
İstanbul'da kendisine ait Emperyal Gazinosu'nda uyuşturucu sattığı, bu arada bazı emniyet mensuplarına döviz karşılığı rüşvet verdiği duyumları alınmıştır.
28.07.1996 tarihinde İstanbul'da öldürülmüştür.
Sedat Demir:
Hasan oğlu, 1958, Artvin doğumludur.
Muhtelif tarihlerde çeşitli suçlardan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nca gözetim altına alınıp bilahare, 1402 sayılı kanunun 15. maddesi gereği tahliye edilen şahıslar arasında adı geçmektedir.
Ankara Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü Komiser Muavini olarak görev yaptığı 1979 yılı içerisinde POL DER'e üye olduğundan DEV YOL örgütünün görüşü doğrultusunda polis teşkilatı içerisinde birim oluşturduğu iddiası ile 1982 yılında ifadesi alınmıştır.
İstanbul Asayiş Şube Müdürü görevindeyken, Tevfik Ağansoy ile kokain işine girdiği, bu işte Tevfik Ağansoy tarafından aldatıldığı ve Alaattin Çakıcı'yla birlikte Ağansoy'a karşı cephe aldığı yolunda iddialar bulunmaktadır.
Halen hakkındaki soruşturma nedeniyle güvenlik kuvvetlerince aranmaktadır.
Nurullah Tevfik Ağansoy:
Yaşar Ayşe oğlu, 1960 Bitlis doğumludur.
Ülkücü görüşü benimsemektedir.
12 Eylül 1980 öncesi, İstanbul/Şişli ve Gültepe'de adam öldürme, yaralama, bomba atma türünde muhtelif eylemlerle ilgili olduğu gerekçesiyle, 20.5.1979 tarihinde Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askeri Mahkemesi'nce tutuklanmıştır.
Ancak anılan mahkemece tutuksuz olarak yargılanmasına karar verilmiş, bilahare beraat etmiştir.
10.07.1981 tarihinde, Zafer Ereske'nin 1980 yılında öldürülmesine iştirak edenler arasında bulunması nedeniyle tutuklanmıştır.
29.01.1981'de bomba atmak, ruhsatsız silah taşımak suçlarından mahkum edilmiştir.
24.04.1988 tarihinde Metris Cezaevi'nde bulunduğu sırada pişmanlık yasasından istifade etmek amacıyla dilekçe vermiştir.
27 Ağustos 1996 tarihinde İstanbul'da Tansu Çiller'in koruma polisleri Celal Babür ve Ferda Temel ile birlikte iken, Alaattin Çakıcı'nın adamları tarafından yapılan saldırı sonucunda Babür'le birlikte hayatını kaybetmiştir.
Medet Serhat:
İsa Bahar oğlu, 1943 Kars Iğdır doğumludur
İstanbul Hukuk Fakültesi mezunudur.
1959 yılında karıştığı bir Kürtçülük olayından ötürü 13 ay tutuklu kalmış, bilahare serbest bırakılmıştır. Yargıtay'ın davayı bozması üzerine, 10 ay 20 gün hapse mahkum olmuştur.
1963 yılında İstanbul'da çıkarttığı ``Denge'' adlı dergide Kürtçülük propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuksuz olarak yargılanmıştır.
1965 tarihi itibariyle Kürtçü cemiyet kurmak suçundan 1 yıl 4 ay hapis cezası almıştır.
1977 yılında Yugoslavya/Zagreb'de yapılan Uluslarası Avukatlar Toplantısı'ndan sonra Moskova'ya giderek Sovyet Komünist Partisi Gençlik Teşkilatı yetkilileriyle Kürtlere ve DDKD'ye yapılacak yardım konusunu görüşmüştür.
1978 tarihinde Calal Talabani paralelinde yurtdışında faaliyet gösteren İttihad i Vatani Kürdistan isimli örgütün İstanbul Temsilciliği'ne seçilmiştir.
1979 tarihinde yapılan mahalli seçimlerde Kars'tan CHP adayı olmuştur.
1980 tarihinde geçici üye sıfatıyla TKP'ye katılmıştır.
27.01.1981 tarihinde komünizm ve kürtçülük propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış ve 29.01.de serbest bırakılmıştır.
1982 tarihi itibariyle Erzurum'da sürdürülen PKK davasının avukatlığını yapmıştır.
Aynı yıl itibariyle Barış Derneği Yönetim Kurulu üyesi olması nedeniyle tutuklanmış, 1983 Kasım ayında serbest bırakılmıştır. 1984 yılı itibarıyla, uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan Behçet Cantürk'ün avukatıdır.
1990 yılında İstanbul'da Kürt Ulusal Birliği'nin tesis edilmesi, bu meyanda ulusal meclis ile legal siyasi Kürt partisi kurulması amacıyla oluşturulan ``Kürt Hak ve Özgürlükler Vakfı''nın kurucuları arasında yer almıştır.
1991 yılı itibarıyle ``Barış Komitesi Derneği'' sanık vekillerindendir.
18 19 Aralık 1993 tarihleri arasında Ankara'da yapılan Demokrasi Partisi (DEP) Kurultayı ile ilgili olarak hazırlanan ``Demokrasi Kurultayı İçin Çağrı'' başlıklı bildirileri imzalayan şahıslar arasında yer almıştır.
Ekim 1994 tarihinde Ankara DGM'de yargılanan münfesih DEP milletvekillerinin avukatları arasındadır.
12.11.1994 tarihinde İstanbul/Erenköy'deki evinin önünde şoförüyle öldürülmüştür.
Adnan Yıldırım:
Selim oğlu, 1957 Diyarbakır doğumludur.
Şubat 1984 tarihi itibariyle İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nde Savaş Buldan ve Hacı Karay ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmıştır.
04.06.1984 tarihinde Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.
Hacı Karay:
Fehim oğlu, 1950 Hakkari Yüksekova doğumludur.
13.02.1993 tarihi itibariyle Diyarbakır Cezaevi'nde başlatılan açlık grevi eylemini desteklemek amacıyla Yüksekova'da kepenk kapama eyleminde bulunmuştur.
Ağustos 1993 tarihi itibariyle Hakkari Yüksekova'da uyuşturucu ticareti yapan şahıslar arasında yer almıştır.
Savaş Buldan ile irtibatlıdır.
Mart 1995 tarihi itibariyle iki kız kardeşi Gülcan ve Gülsen Karay, PKK örgütüne katılmak amacıyla kırsal alana çıkmıştır.
02 Haziran 1994 tarihi itibariyle İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nden Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmıştır.
04.06.1994 tarihinde Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.
Savaş Buldan:
Şükrü oğlu, 1964 Hakkari Yüksekova doğumludur.
1979 tarihi itibariyle Yüksekova'da PKK paralelinde faaliyet göstermiştir.
Mart 1979 tarihi itibariyle Hakkari Yüksekova'da meydana gelen olaylarla ilgili olarak C.Savcılğı'nca hakkında dava açılmıştır.
1980 tarihi itibariyle Kızıltepe ve Diyarbakır'da Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK) ile PKK örgütü arasında meydana gelen çatışmalar sonucunda bazı PKK mensuplarını evinde barındırmıştır.
Aynı yıl itibariyle civar köylerde diğer bazı sempatizanlarla birlikte ``Aşiretlik'' konusunu içeren propaganda faaliyetinde bulunmuştur.
Mart 1992 tarihi itibariyle Nevroz Olayları sonucunda gözaltına alınan şahıslara avukat tutanlardandır.
Haziran 1992 tarihi itibariyle İstanbul'da ikamet ettiği dönemde uyuşturucu ticaretinde bulunmuş ve elde edilen gelirin büyük bir bölümünü PKK'ye aktarmıştır
28.07.1992 tarihinde, İstanbul Haznedar'da ele geçirilen silah ile ilgili olarak gözaltına alınmış ve bilahare sevk edildiği DGM'ce tutuklanmıştır.
02.06.1994 tarihinde İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nde yanında bulunan Adnan Yıldırım ve Hacı Karay ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmışlardır.
04.06.1994 tarihinde ise Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.
Yusuf Ekinci:
Kamil oğlu, 1942 Lice Diyarbakır doğumludur.
Haziran 1963 tarihi itibariyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi olup, çevresinde sosyalist Kürtçü olarak tanınmaktadır.
Aralık 1963 tarihinde Ankara'da faaliyete geçirilen TİP'nin gençlik kolları üyeleri arasında yer almakta olup, partinin yayın organı Emekçi gazetesinin genel yayın müdürü olarak görev yapmıştır.
Nisan 1969 tarihi itibariyle mizuniyetini müteakip staj amacıyla Diyarbakır'a gitmiş olup, burada Anayasayı Koruma Kanun tasarısını protesto etmek amacıyla mitinge katılmıştır.
1970 1971 tevkifatı çerçevesinde Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) bünyesinde Kürtçülük faaliyeti gösterdiği gerekçesiyle dava açılmıştır.
1972 tarihi itibariyle Diyarbakır'da avukatlık yapmış olup, Kürtçülük hareketini drije etmeye çalışmıştır.
Nisan 1971 tarihinde TİP'nin 4. Genel Kurulu'nda kardeşi Tarık Ziya Ekinci'nin fikirlerine muhalif olduğunu belirterek asıl amacının; ``Kürdistan'ın tahakkuku olduğunu, kendisinin ise Kürt milliyetçisi olduğunu '' ifade etmiştir.
Aralık 1984 tarihi itibariyle Ankara'da avukatlık yapmıştır.
Şubat 1990 tarihi itibariyle SHP'den ihraç edilmiş olması nedeniyle, M. Ali Eren ile birlikte Marksist bir parti kurma çalışmalarına başlamıştır.
25.02.1994 tarihinde Ankara Gölbaşı ilçesi Doktorlar Sitesi mevkiinde ölü olarak bulunmuştur.
Behçet Cantürk:
Reşit oğlu, 1950 Lice doğumludur.
Ermeni asıllıdır.
1975 tarihinden itibaren bazı kaçakçıların faaliyetlerine para vermek suretiyle ortak olmuştur.
1975 yılında İlerici Gençlik Derneği'nin (İGD) tertiplediği Diyarbakır Lice protesto yürüyüşünün organize edilmesine katılmış ve para yardımında bulunmuştur.
Aynı yıl askere gitmemek amacıyla rüşvet vererek Konya Askeri Hastanesi'nden çürük raporu almıştır.
1977 yılında silah kaçakçılığına başlamıştır.
1978 sonlarında Türkiye'nin Doğu Bölgesi ile Irak ve İran'ın bir parçasında müstakil bir Kürt devleti kurmayı amaçlayan, Celal Talabani'ye bağlı İttihad ı Vatani Kürdistan Partisi ile işbirliği içerisinde bulunan Devrimci Doğu Kültür Dernekleri'ne (DDKD) üye olmuş ve bu örgüte maddi yardımda bulunmuştur.
Aynı tarihte, DDKD'yi maddi yönden kuvvetlendirmek amacıyla silah, mühimmat, uyuşturucu madde ve gümrük kaçakçılığına başlamıştır.
1979 yılında Bulgaristan'dan kaçak olarak PKK'ye silah getirmiştir.
1981 yılında, illegal olarak Suriye'ye gitmiş ve ASALA üyeleriyle, ASALA DDKD işbirliği ile uyuşturucu madde kaçakçılığı faaliyetlerini birlikte organize etme kararı almıştır.
1981 1983 yılları arasında Kapalıçarşı'da kuyumcu Ermeni ve Süryanilerle altın ve pırlanta kaçakçılığı yapmıştır.
1983 tarihinde Dündar Kılıç ve İsmail Hacısüleymanoğlu'nun, Kapalıçarşı'daki gayrimüslim ve Diyarbakırlılara, altın ve pırlanta kaçakçılığını ele geçirebilmek amacıyla baskı yapması üzerine, ASALA'nın Kapalıçarşı'ya yaptığı bombalı ve silahlı eylemi organize etmiştir.
1983 yılı itibarıyla Diyarbakır'daki eroin tekelini elinde tutmakta ve İstanbullu Ermeniler ile ASALA kanalıyla yurtdışına pazarlamaktadır.
22.06.1984 tarihinde Kürdistan İşçi Partisi ve Kürdistan Öncü İşçi Partisi mensubu olması dolayısıyla Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nca tutuklanmıştır.
Mart 1993 ayı itibarıyla Akdeniz'de batırılan Kısmetim I gemisinde bulunan 3 ton uyuşturucuya Hüseyin Baybaşın ile ortaktır.
PKK'ye para toplanmasında kaçakçılar ile örgüt arasında aracılık yapmıştır.
Nisan 1992 tarihinde İranlı Hüsno adlı şahıs ile birlikte Pakistan'dan Türkiye'ye 6 ton bazmorfin ve 5 ton esrar getirmiştir. Behçet Cantürk, uyuşturucunun dağıtımında PKK'ye yardımda bulunan kaçakçıları tercih etmiştir.
Muhtelif tarihlerde, Savaş Buldan, Hüseyin Erez, Hasan Erez, Cahit Kocakaya ve Eyüp Kocakaya adlı uyuşturucu kaçakçılarından PKK adına para toplamıştır.
14 Ocak 1994 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce kaçırılmış, cesedi, bir gün sonra Sapanca yakınlarında bulunmuştur.
Sedat Edip Bucak:
İsmail Hakkı oğlu, 1960 Şanlıurfa/Siverek doğumludur.
Şanlurfa/Siverek Bucak Aşireti reisidir.
1987 tarihi itibariyle DYP Şanlıurfa milletvekilidir.
Ekim 1993 tarihi itibariyle DEP Siirt Milletvekili Zübeyir Aydar, Şırnak Milletvekili Selim Sadak ile bir görüşme yapmıştır. Görüşmede, devletin Kürt ve Türk halkları arasındaki kardeşliği bozmak için elinden geleni yaptığını ifade etmiştir.
Aralık 1993 tarihi itibariyle Urfa Siverek ilçe merkezinde ``Siverek Gençliği'' ibareli bildiri dağıtılmasını sağlamıştır.
24 Aralık 1996 genel seçimlerinde DYP Şanlıurfa milletvekilidir.
Mehmet Ağar:
Zülfü oğlu Elazığ doğumludur.
19 Ekim 1984 tarihinde İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı iken ülkücü drijanlardan Celal Adan ile görüşmüştür.
3 Temmuz 1985 tarihi itibariyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde Asayiş Şube Müdürü görevini yürütürken, Süleymancı unsurlarla ilgili hizip gruplarına ait soruşturma tahkikat gibi gizli kalması gereken konuları ve dosyaları, şirketin sahipleri olan İbrahim Aslan ile Mahmut Şahin adlı Süleymancılara bildirmiştir.
4 Eylül 1986 tarihinde ülkücü Selim Kaptanoğlu, ``Çek ve senet tahsili yaptıklarını, Alparslan Türkeş'in adı ile babalardan para topladıklarını, toplanan paraların bir kısmını Alpaslan Türkeş'e, bir kısmını ise tutuklu bazı ülkücülere gönderdiklerini, bu işleri yaparken Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar ile sıkı temasta olduklarını'' ifade etmiştir.
5 Aralık 1990 tarihi itibariyle ``Süleymancı Kemal Kaçar'dan rüşvet aldığı'' belirtilmiştir.
29 Eylül 1993 günü yapılan Polis Akademisi'nin sınavlarında akademiye ülkücülerin alınması yönünde baskı yapmıştır.
24 Aralık 1995 genel seçimlerinde DYP Elazığ milletvekili seçilmiştir.
1996 yılında kurulan 53. Hükümet (ANAP DYP Koalisyonu) kabinesinde Adalet Bakanı olarak görev almıştır.
Aynı yıl kurulan 54. Hükümet (REFAH DYP Koalisyonu) bünyesinde ise İçişleri Bakanlığı görevinde bulunmuş olup, 8 Kasım 1996 tarihinde görevinden istifa etmiştir.
Abdurrahman Buğday:
Süleyman oğlu, Palu 1959 doğumludur.
1976 tarihi itibariyle Ülkü Ocakları Derneği Malatya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerindendir.
1977 tarihinde CHP tarafından Malatya'da düzenlenen mitingde bombalama eyleminde bulunan ülkücüler arasında yer almıştır.
20 Eylül 1979 tarihinde Malatya'da mühendis Hüseyin Tuluk'u öldürme eyleminde bulunmuştur.
1979 tarihi itibariyle TÖB DER üyesi Bektaş Mutlu'nun öldürülme eyleminde bulunan şahıslardandır.
1981 tarihi itibariyle Malatya Sıkıyönetim Komutanlığı'nca aranması nedeniyle İstanbul'da Erol Taş'ın himayesinde saklandığı ve adı geçen şahsa ait kahvehaneyi buluşma yeri olarak kullandığı yolunda haber intikal etmiştir.
Temmuz 1989 tarihi itibariyle Avrupa'ya kaçmış, burada PKK mensuplarıyla yakın ilişki içerisinde bulunarak uyuşturucu ticareti konusunda PKK adına faaliyet göstermiştir. Temmuz 1989 tarihinde Türkiye'ye geleceği yönünde haberler intikal etmiştir.
Haluk Kırcı:
Şükrü Hafize oğlu, 1958 Erzurum doğumludur.
Ülkücü kesim içerisinde ``İdi Amin'' lakabı ile tanınmaktadır.
24 Mart 1978 tarihinde Ankara'da Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz ile 9 Ekim 1978 günü Bahçelievler semtinde 7 TİP'linin öldürülme eylemlerinin sanığı olarak aranmıştır.
8 Eylül 1978 tarihinde İstanbul'da sahte kimlikle yakalanarak Ankara'ya getirilmiştir.
1986 yılı içerisinde 3419 sayılı kanun hükümlerinden yararlanmak amacıyla Cumhuriyet Savcılığı'na müracaat etmiştir. İfadesinde; Bahçelievler katliamını üstlenmesine rağmen mevcut bilgilere ilave yeni bir bilgi vermemiştir.
16 Temmuz 1989 tarihinde Bursa Cezaevi'ndeki açık görüşte, üzerinde Ali Ekinci sahte kimliği ile firar teşebbüsünde bulunmuştur.
26 Nisan 1991 tarihinde Bursa Cezaevi'nden şartlı tahliye edilmiştir.
1991 yılı içerisinde Türk Federasyonu yönetiminde görev almak üzere Almanya'ya gideceği istihbar edilmiştir.
Ülkücü kesim içerisinde önemli bir etkinliğe sahip olan adı geçen, MHP yönetiminde üst kademede görev alan şahıslarla iltisaklıdır.
Ayvaz Gökdemir:
Süleyman oğlu, Gaziantep 1947 doğumludur.
Öğretmen Okulları Eski Genel Müdürü'dür.
Mayıs 1990 tarihi itibariyle MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş tarafından, ülkücü kesim içerisinden uzaklaştırılmıştır.
Aralık 1991 seçimlerinde Gaziantep'ten DYP milletvekili olarak seçilmiştir.
DYP bünyesinde sürdürülen ülkücülerin kadrolaşma çalışmalarını fiilen yürütmektedir.
24 Aralık 1995 genel seçimlerinde DYP Kayseri milletvekilidir.
Ali Yasak (Drej Ali):
Halil oğlu, 1956 Urfa doğumludur.
19 Aralık 1977 tarihinde Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) Urfa Şubesi Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiştir.
1978 yılında Urfa Eğitim Enstitüsü Öğrenci Derneği başkanıdır.
12 Ocak 1978'de kanunsuz yürüyüşe katılmaktan tutuklanmış, 25 Ocak 1978 tarihinde yapılan mahkemesinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
26 Ocak 1978'te karşıt görüşlülerle girdiği silahlı çatışma neticesinde yaralanmıştır.
1990 yılı itibariyle İstanbul'da yeraltı dünyası ile irtibatlı olarak çek senet kırma işlerinde bulunmuş ve yurtdışındaki kaçak ve aranan ülkücü şahıslarla temas halinde bulunmuştur.
Hüseyin Duman:
Reşit oğlu, 1975 Hakkari/rkez Kavaklı köyü nüfusuna kayıtlıdır.
26 Ocak 1993 tarihinde güvenlik kuvvetleri tarafından yapılan operasyon sonucunda, 2 torba içinde 38 torba halinde 37 kilogram esrar maddesinin ele geçirilmesi ile ilgili olarak gözaltına alınan şahıslardandır.
Mustafa Deniz:
Asıl adı İhsan Hakan'dır.
Mehmet Emin, Sabiha oğlu, 1965 Ankara doğumludur.
PKK itirafçısı olması nedeniyle Mustafa Deniz kod adını almıştır.
Haziran 1993 tarihinde A. Cem Ersever ile birlikte Ankara'da Mezopotamya Film Video Basın Yayın Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'ni kurmuştur.
1 Kasım 1993 tarihinde Ankara/Polatlı Avcılar Köyü yakınında kafasına kurşun sıkılarak öldürülmüş, cesedi bulunmuştur.
Neval Boz:
Hasan kızı, Antakya doğumludur.
A. Cem Ersever'in tercümanlığını yapmıştır.
Suriye/Şam'da Tıp Fakültesi'nde okurken sınavlara girmemesi nedeniyle kaydı silinmiştir.
A. Cem Ersever, hissi ilişki içerisinde bulunduğu adı geçenin Türkiye'deki tıp fakültelerinden birine kaydının alınması için çaba sarfetmiştir.
9 Kasım 1993 günü İstanbul Ankara otoyolu üzerinde ölü olarak bulunmuştur.
Askar (Asko) Simitko:
Tahirhan oğlu, İran Urumiye 1953 doğumludur.
Eylül 1985 tarihi itibariyle İstanbul'da ikamet etmekte olup, babası ile birlikte Barzani örgütü mensupları arasında irtibatı sağlamıştır.
Aynı tarih itibariyle İran İstihbaratı'nda görevli şahıslarla irtibatlı olup, anılan görevlilerce İstanbul'da faaliyet gösteren şah yanlıları ve HMÖ mensuplarının faaliyetleri ve kimlikleri hususlarında bilgi toplanması yönünde çalışması istenilmiştir.
1993 yılı itibariyle üçüncü bir ülkeye gitmek üzere sığınma talebinde bulunmuştur.
Ocak 1995 tarihinde yanında bulunan Lazım Esmaeili ile birlikte Ataköy Polat Rönesans Oteli'ndeki gazinodan çıkarken, kimliği belirsiz kişilerce kaçırılmışlardır.
İstanbul/Silivri Kerev deresi içerisinde kurşunlanarak öldürülen Askar Simitko ve Lazım Esmaeili'nin cesetleri, 28 Ocak 1995 tarihinde bulunmuştur.
Lazem (Lazım) Esmaeili:
Selim oğlu, 1945 Urumiye ran doğumludur.
Eylül 1991 tarihi itibariyle İstanbul'da faaliyet gösteren Beyazıt Dış Ticaret Ltd. Şti.'nin ortağı olup müdürlüğünü yapmıştır.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nden 20 Mayıs 1991 20 Eylül 1992 tarihine kadar çalışma izni almıştır.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nce 11 Eylül 1993 tarihinde itibaren 2 yıl süreli ikamet tezkeresi verilmiştir.
Ocak 1995 tarihinde yanında bulunan Askar Simitko ile birlikte Ataköy Polat Rönesans Oteli'ndeki gazinodan çıkarken, kimliği belirsiz kişilerce kaçırılmışlardır.
İstanbul/Silivri Kerev deresi içerisinde kurşunlanarak öldürülen Askar Simitko ve Lazım Esmaeili'nin cesetleri, 28 Ocak 1995 tarihinde bulunmuştur.
Fethullah Gülen:
Ramis oğlu, 1942, Erzurum doğumlu.
1968 yılı itibariyle İzmir Merkez Vaizi, İzmir İmam Hatip ve İlahiyatta Öğrenci Yetiştirme Derneği Kestanepazarı Kuran Kursu öğreticisi görevlerinde bulunmuştur.
1969 Ağustos ayı içinde İzmir Buca'da kendi yönetiminde olan dernek ve Kestanepazarı Kuran Kursu'nda okuyan 100 öğrencinin katılımıyla açılan bir kampta, Kuran okumanın yanı sıra Risale i Nur eğitimi yapmıştır.
Aynı yıl içinde Said i Nursi için Isparta'da okutulan mevlüde katılmıştır.
1970'de İzmir'de Nurculuk üzerine programlar yapmış, ayrıca toplantılarda eğitici görevini üstlenmiştir.
1971 Ocak ayı içinde, İzmir İmam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle dernek idare heyetinden çıkarılmıştır.
Aynı yıl itibariyle Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ifadesi alınarak hakkında dava açılmıştır.
Anılan komutanlıkça açılan davası sonucunda vaaz etme yetkisi alınmıştır.
1972 Eylül ayı içinde Erzurum'a gitmiş, anılan ilde Nurcu liderle görüşmüş ve çeşitli Nur toplantılarına katılmıştır.
1973 yılı itibariyle Edremit'e tayin edilmesine karşın, İzmir'de ikamet ederek her hafta cuma günleri Edremit Alemzade Camii'nde vaaz vermiş ve her gelişinde ayrı ayrı Nur medreselerinde Nur toplantıları düzenlemiştir.
Aynı yıl itibariyle Edremit Merkez Vaizi görevi sırasında yaz aylarında Edremit civarında açılmış olan ve Nurcu öğrencilerin iştirak ettiği kamplarda Nurculuk faaliyetlerini organize etmiştir.
1974 Eylül ayı içinde Merkez Vaizliği'ne tayin edilmiştir.
1974 1976 yılları arasında yurt çapında çeşitli konularda konferanslar vermiştir.
1976 Temmuz ayı içinde Aydın çevresinde açılması planlanan Nur kamplarında F. Gülen'in fıkıh dersi vereceği öğrenilmiştir.
1976 Ağustos ayı başında İzmir Bornova ilçesi vaizliğine atanmıştır.
Münfesih MSP yanlısı olan Nurculardan Fethullah Gülen, İran'da gerçekleştirilen devrimin Türkiye'de de gerçekleştirilmesini arzulamakta olup, Türkiye'de İslami bir devrim için yurt sathında teşkilatlanmaya önem vermektedir.
İzmir Bornova Merkez Vaizi olduğu dönemde vaaz bantlarının yurt sathında dağıtılmasını sağlayarak Nurculuk propagandası yapmıştır.
19.04.1980'de İzmir'de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; birkaç gün içerisinde ``Huruç harekatı'' (Atılım harekatı) başlatılacağını, bu harekat için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran'da yapılan İslam harekatının Türkiye'de de böylece başlamış olacağını'' belirtmiştir.
1980 yılında İzmir'de bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; ``Huruç harekatının başarıya ulaşması için bütün yurtta kendi binalarında ve kiralayacakları müsait yerlerde orta ve yükseköğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvalarını vermesi, kendi fikirleri doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi ile özellikle Türkiye'deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönlerinde faaliyet göstermeleri gerektiğini'' ifade etmiştir.
24.06.1980 tarihinde, ``Denizli Merkez Akyazılı Köyü Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı'' Denizli Şubesi'nin açılışında yaptığı konuşmada; ``Milletimiz içinde bulunduğu zelil duruma, şeytanın uşakları muallimler ve onların yetiştirdiği inançsız talebeler nedeniyle düşmüştür. Rusya, Müslümanlığın giderek azalması ve komünizmin yayılması amacıyla, Türkiye'ye her yıl yardım göndermektedir. Ahlaksızlık, zina ve anarşi almış yürümüştür'' tarzında ifadeler kullanmıştır.
Yazıcı Nurcuların lideri olan Fethullah Gülen, Bornova Merkez Camii'nde verdiği vaazlarında, hükümetin icraatlarını eleştirmiştir.
1980 yılında İzmir'de Nurcuların yayın organı ``Sızıntı'' adlı dergide zaman zaman ``MFD'' rumuzu ile yazılar yazmıştır.
12.09.1980 tarihinde Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı'nca kendisini yakalamaya yönelik operasyonu haber alması sonucu, İzmir'den Erzurum'a kaçmıştır.
16.10.1980 tarihinde müstafi addedilmek için Erzurum'dan 20 günlük, daha sonra Kayseri Tıp Fakültesi'nden 45 günlük rapor alıp Bornova Müftülüğü'ne göndermiştir.
1980 Aralık ayında İzmir Bornova Merkez Vaizliği'nden Çanakkale'ye tayinini yaptırmıştır.
1981 Ocak ayı itibarıyla Isparta ili Uluborlu ilçesinde bulunan Islah Sitesi'ndeki ``İmam Hatip Lisesi Öğrencilerini Koruma ve Yetiştirme Derneği'' merkezinde gizlenmiştir.
27.02.1981 tarihinde Eyüp İstanbul Hükümet Tabipliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği'nce 20 günlük rapor almıştır.
22.03.1981 tarihinde Çanakkale Müftülüğü Merkez Vaizliği'nden istifa etmiştir.
1981 yılında Ankara'da Nurcu liderlerden ``Toprak Diş Kliniği'' sahibi Hayrettin Toprak'ın evinde saklanmıştır.
1982 Mayıs ayında Konya'daki Nurcu liderlerle bir toplantı düzenlemiştir.
7.8.1982 tarihinde Keşan'ın bir köyünde gizlenerek ``Molla'' ve ``Dahhak'' takma isimlerini kullanmıştır.
Aynı yıl itibariyle Sızıntı grubuna mensup şahıslarca, Mekke'de kiralanan bir dükkanda adı geçenin bantları hac süresince Türk hacılarına satılmıştır.
10.06.1983 tarihinde Menemen Helvacıköy'de Y.İ.E. öğrencisi Yaşar Erdoğdu'nun yanında saklanmıştır.
Ege Ordu ve İzmir Antalya illeri Synt. Komutanlığı'nın 7 Şubat 1985 tarihli yazısı ile arananlar listesinde yer almıştır.
18 Mayıs 1985 tarihi itibariyle, kendisini maddi yönden destekleyen zenginlere hitaben İstanbul/Altunizade'de bir konuşma yapmış ve özel okullara maddi yardımda bulunmaları için etkileyici öğütlerde bulunmuştur.
23 Eylül 1985 tarihi itibariyle Çanakkale ili Biga ilçesinde mukim Fethullah Gülen grubuna mensup Nurculardan Sabri Kadıoğlu, Abdülkadim Zellüm adlı yazarın ``Hilafet Nasıl Yakıldı'' isimli eserini, Nurcular ile Milli Görüş mensuplarına ücretsiz olarak dağıtmıştır.
1 Ekim 1985 tarihi itibariyle; Hizb üt Tahrir mensubu Muhammed Kürdi, parti merkezinden aldığı emir üzerine, İzmir'de tahsilini yaparken, Fethullah Gülen ile bir görüşme yapmış, ancak bu görüşmede müspet bir netice alınamamıştır.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından çıkarılan 15 Nisan 1985 gün ve 7130 97/85/Synt. İstihbarat Hrk. Ş. Ks. sayılı aranan şahıslar kitabının 2. kategori, 15. sayfa ve 588 sırasında arananlar arasında yer almıştır.
1987 yılında, İstanbul'daki evinde, imamlarına eğitim vermeye başlamıştır.
Ağustos 1987 ayında ders verdiği öğrencilerine yaptığı konuşmada; ``Alparslan Türkeş ile görüştüğünü, Türkeş'ten cemaatini şeriat doğrultusunda yetiştirmesini istediğini, onun da kabul ettiğini'' ifade etmiştir.
6 Eylül 1987 günü yapılan seçim yasaklarıyla ilgili referandumda, Turgut Özal'ı desteklemek maksadı ile Nurcuların hayır oyu kullanmalarını sağlamıştır.
Şubat 1990 tarihinde Korkut Özal'ın dünürünün İstanbul'daki evinde, ``ANAP'ın geleceği ile ilgili'' toplantıya katılmıştır.
Mart 1990 ayı içerisinde Türkiye'deki İslami faaliyetleri tek bir merkezden koordine etmek amacıyla oluşturulan İslam Şurası içerisinde yer almıştır.
1990 yılı içerisinde rahatsızlığı sebebiyle birkaç kez yurtdışına çıkmıştır.
20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler arifesinde münfesih MÇP'ye 3.5 milyar yardımda bulunmuş ve seçimlerde MÇP ile ittifak yapan RP'yi desteklemiştir.
Nisan 1992 ayı içerisinde, Azerbaycan'a giderek anılan ülkede TV kurma çalışmalarını başlatmıştır.
Aynı tarihte ABD'deki Risale i Nur Enstitüsü'nün çalışmalarını yönlendirmek maksadıyla gizli olarak anılan ülkeye gitmiş, ardından Avustralya'ya geçerek Türk öğrencilerin akademik eğitim gördüğü okul ve kaldıkları yurtları ziyaret etmiştir.
Ayrıca kuracağı üniversitelerde ders verdirmek amacıyla söz konusu ülkelerdeki çeşitli profesörlerle de görüşmüştür.
1992 yılı içerisinde MÇP'den ayrılarak yeni bir parti kurma çalışmalarına giren Muhsin Yazıcıoğlu'na maddi ve manevi destek vermektedir.
19 Ocak 1994'te Ankara'da kurulan ``Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı''nın kurucuları arasında yer almaktadır.
1995 yılı içerisinde ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya'nın Türkiye'deki büyükelçileri tarafından ayrı ayrı ziyaret edilmiştir.
Ağustos 1995 tarihi itibarıyla basında çıkan devlet yanlısı beyanları nedeniyle İBDA C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından ölümle tehdit edilmiştir.
kaynak: http://siyaset.bilkent.edu.tr/susurluk/mit/
28 Mart 2007 Çarşamba
27 Mart 2007 Salı
Hiç görülmemiş fotoğraflarla Fethullah Gülen'in kodları
Avlarlı Efe'nin dergahından çıkıp Edirne ve Kırklareli'nde sıradan bir vaizken, koca bir eğitim imparatorluğu kuran Fethullah Gülen, son yılların en çok tartışılan ismi olarak gündemden hiç düşmüyor.
Tempo dergisi Fethullah Gülen'in bilinmeyen fotoğrafları, yola çıktığı 14 kişi, sadaket yemini, hizmet prensiplerin ile 'hocafendi'nin şiflerini çözüyor.
Fethullah Gülen'in bugüne dek hiç yayınlanmamış çok sayıda fotoğrafın yeraldığı geniş dosyanın çarpıcı bölümlerinden birini de cemaatin 28 Şubat'tan sonra aldığı önlemler oluşturuyor.
İşte cemaatin kendini gizleyip faaliyetlerini rahatça sürdürebilmek için aldığı şaşırtan önlemler:
1- Evlerde bulunan Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak. Herkes, bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek
2- Evlerden, Hocaefendi'nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak. Kuran-ı Kerim'den başka hiçbir dini kitap kalmayacak.
3- Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk'ün fotoğrafları asılacak. Odalarda, 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlarda olacak 4- Evlerde, görünür kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulunacak.
5- İşyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konacak.
6- Zaman gazetesi, Aksiyon, Sızıntı gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat kesinlikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak
7- Telefonlar istihbarat birimleri tarafından dinlenildiğinden, telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak
8- Telefonda hizmetler hakkında konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak
9- Eğer herhangi bir evde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela 'Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?', 'Bu akşam bizde okey oynayalım mı?' 'Gelirken şu isimleri de çağır' gibi...
10-Cuma namazına üç hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elemanlar üç gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse, Cuma namazı vaktinde, Polis Evi'nde birim amirleri de çağrılarak yemekler tertiplenecek. Kurum içinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak
11-Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak.
12-Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evdeki çöpler dışarı konduğunda bu şişe ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konulacak.
13-İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da cemaatin elemanlarının başı derde girdiğinde kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmezlikten gelinecek
14-İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edilecek tüm konular anında bağlı olunan imama bildirilecek.
15-Önceden hanımlarının başları açık olup sonradan kapananlar, eşlerinin başını açacak. Eşinin başını açan her eleman eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek. Mesela; polis evine yemeğe veya bayramda bayramlaşmaya
16-Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi önemli yerlerde çalışanlar mutlaka eşlerinin başını açacak
17-Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek. (Dershaneden kasıt cemaatin evleri)
18- Tüm öğrencilerle pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak
19-Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri mutlaka bilgisayar kursuna gidecek
20-Kurban bayramlarında hiçbir eleman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik denecek
21-İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven konuşmaların olduğu gruplardan uzak durulacak
22-Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar çalınıp hanımlarının kapalı olup olmadıklarını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır.
kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2005/12/02/son/sonsiy02.html
Tempo dergisi Fethullah Gülen'in bilinmeyen fotoğrafları, yola çıktığı 14 kişi, sadaket yemini, hizmet prensiplerin ile 'hocafendi'nin şiflerini çözüyor.
Fethullah Gülen'in bugüne dek hiç yayınlanmamış çok sayıda fotoğrafın yeraldığı geniş dosyanın çarpıcı bölümlerinden birini de cemaatin 28 Şubat'tan sonra aldığı önlemler oluşturuyor.
İşte cemaatin kendini gizleyip faaliyetlerini rahatça sürdürebilmek için aldığı şaşırtan önlemler:
1- Evlerde bulunan Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak. Herkes, bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek
2- Evlerden, Hocaefendi'nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak. Kuran-ı Kerim'den başka hiçbir dini kitap kalmayacak.
3- Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk'ün fotoğrafları asılacak. Odalarda, 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlarda olacak 4- Evlerde, görünür kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulunacak.
5- İşyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konacak.
6- Zaman gazetesi, Aksiyon, Sızıntı gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat kesinlikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak
7- Telefonlar istihbarat birimleri tarafından dinlenildiğinden, telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak
8- Telefonda hizmetler hakkında konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak
9- Eğer herhangi bir evde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela 'Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?', 'Bu akşam bizde okey oynayalım mı?' 'Gelirken şu isimleri de çağır' gibi...
10-Cuma namazına üç hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elemanlar üç gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse, Cuma namazı vaktinde, Polis Evi'nde birim amirleri de çağrılarak yemekler tertiplenecek. Kurum içinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak
11-Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak.
12-Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evdeki çöpler dışarı konduğunda bu şişe ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konulacak.
13-İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da cemaatin elemanlarının başı derde girdiğinde kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmezlikten gelinecek
14-İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edilecek tüm konular anında bağlı olunan imama bildirilecek.
15-Önceden hanımlarının başları açık olup sonradan kapananlar, eşlerinin başını açacak. Eşinin başını açan her eleman eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek. Mesela; polis evine yemeğe veya bayramda bayramlaşmaya
16-Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi önemli yerlerde çalışanlar mutlaka eşlerinin başını açacak
17-Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek. (Dershaneden kasıt cemaatin evleri)
18- Tüm öğrencilerle pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak
19-Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri mutlaka bilgisayar kursuna gidecek
20-Kurban bayramlarında hiçbir eleman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik denecek
21-İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven konuşmaların olduğu gruplardan uzak durulacak
22-Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar çalınıp hanımlarının kapalı olup olmadıklarını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır.
kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2005/12/02/son/sonsiy02.html
Sosyete Peygamberi Fethullah Gülen
internette herkesin birbirne gönderdiği maillere de konu olan şahıs. bakın bu mailde fettulah gülen ve cemaati nasıl anlatılmış.
ben bir "ortaokul sakirt"iyim yani en kidemli fethullah talebelerinden biriyim. asagida anlattiklarımi bizzat yasadım. sizinle paylaşmak için yine kendim yazdım.
1990'lar ;
orta birinci sınıftaydım ve cuma namazlarına düzenli olarak giderdim. beni aynı semtte bulunan okulumdan ve gittiğim camiden takip ederek fişleyen ve bir gün okul bahçesinde top oynamak bahanesiyle yanıma gelen o kişi ilk "ağabeyim" idi. daha sonra bana ve okuldan seçtikleri fen, matematik ve türkçe derslerinin toplam notu 21(10'luk sisteme göre) olan arkadaslarima cami kütüphanesinde ders vermek bahanesiyle yakinlık gösterdiler. yakınlik daha bir samimiyete dönüşünce evlerine
davet ettiler. dersler evde devam etti. bu arada bizimle oyunlar oynuyor ve bol bol sohbet ediyorlardı. baştan futbol içerikli bu sohbetler yavaş yavaş dini mevzulara geldi. allah'ı tanımak, namaz kılmak derken "öğretmenin not defteri" gibi kitapları okumamızı istiyorlardı. buna "sızıntı" okumaları ve adını henüz bilmediğimiz o hocanın banttaki ses kaydını toplu olarak dinlemelerimiz eşlik etti. bize yeterince itimat kazandıklarında o sesin "hocaefendi" ye ait olduğunu ve kendisinin çok "mübarek" bir insan olduğunu anlattılar. artık "işi" biliyorduk ve bize adam lazımdı. okuldaki arkadaşlarımızı nasıl "kafalayarak" ağabeylerin huzuruna getireceğimizi öğrenmiştik.
yıllar orta üçüncü sınıfa getirdiğinde bizi artık sınavlara hazırlanma vakti de gelmişti. bu tarihlerde kuleli askeri lisesi'ne girmenin ne kadar önemli ve saygın bir iş olduğu sürekli telkin ediliyordu bize. derken tanidigimiz birkaç arkadaşımız orayın kazandı. biz ise devlet lisesine devam ettiğimizde okuldan arkadaş "kafalamak" en büyük hedefimiz haline gelmişti. okulumuzun hemen yanında bulunan "nur evi"ne ders çalışma bahanesiyle getirdiğimiz arkadaşlarımıza yemekler veriyor onları mümkün olduğunca bu evlerde tutmaya çalışıyorduk. bu kişilerle okulda ve başka yerlerde de "ilgileniyor" yörüngemizden uzaklaştırmamaya çalisiyorduk. bunların durumlarını her hafta düzenlenen "istişare" toplantılarında ağabeylerimize anlatıyorduk. onlar da bize ne yapmamız gerektiğini, hangi yolları adım adım takip etmemiz gerektiğini, yapmamız gereken jestlere ve takınmamız gereken mimiklere kadar anlatıyordu.
yil sonlarında gelen "sizinti koçanlari" nı bitirmemiz ve onlarca, hatta yüzlerce kisiyi sizinti'ya abone etmemiz her birimizden bekleniyordu. biz ise kimisinin parasını kendi cebimizden vererek bu en kutsal yolda birbirimizle kiyasıya yarisiyorduk. zaman aboneliği de yine bu şekilde cereyan ediyordu. haftada okumamız gereken kuran miktarı, risale-i nur ve hocaefendi kitapları (pırlanta serisi) miktarı belliydi. bunlara ek olarak o zamanki adı "tuna kırtasiye" olan "nt mağazaları"nda kaçak olarak çoğaltılan ve ağabeyimizin adıni kullanarak arka bölümden aldigimız "hocaefendi vaaz kasetleri"nden de ağabeyimizin seçtikleri doğrultusunda dinlememiz isteniyordu. bunların hepsinin ortak adı "keyfiyet" idi. bunu bir çetele halinde ağabeyimize her haftaki "istişare" de sunmamız isteniyordu. hiç müzik dinlemezdik, kola içmezdik ve hep kumaş pantolon giyerdik. kız arkadaşımız asla olmazdı, okulda yüzlerine bile bakmazdık. sokakta hep yere bakarak ve hızlı hızlı yürürdük. ağabeyimizin dedikleri ana-babamızdan önemliydi. mehmet kafkas'ın "geçmişi bilmek" ve "milli mücadelede öncüler" adlı kitaplarını okuyorduk. atatürk masondu, deccaldı. atatürk kemal'di, kemal ağa idi. atatürk baş eğlencemizdi. okuldaki hocaların bazısı "duruma uyanmıştı", biz "tedbir dairesini" genişleterek okuldan çıkınca arka sokaktan dolaşarak nur evine gidiyorduk, içeri birer ikişer giriyorduk ve asla toplu çıkmıyorduk. bize göre iki çesit adam vardı; "müspet ve solcu". solcunun bir adı da "kom" du. kom, "komünist"in kisaltilmisiydi. ve okuldaki bazı hocalar komdu. özelikle de felsefeci.
üniversite hazırlık dershanesi olan fem'e lise ikinci sınıfta da kayıt yaptırdık. amaç hem iyi bir üniversite hem de "hizmet" para kazansın idi. ortaokuldan beri ailelerimizi alistirdigimiz "ağabeylerle ders çalisma" için onlarda kalmaya gitme faaliyetlerimize ayrı bir önem vermeye başlamıştık. bu kalma dönemlerine biz "kamp" diyorduk. kamplarda ders çalisilir ve uzun vadeli projelerimizi ağabeylerimize anlatarak onların direktifleri doğrultusunda yaşamımızı planlardık. ailelerimizle ağabeylerimizi ne zaman ve nasıl tanistiracagimizi ve her iki tarafın neyapması gerektiğine varıncaya kadar her şey planlanirdı. öyle ki tüm bu insanlara bir üstündeki "not" verirdi. evlerin bir imamı vardı, yani evden sorumlu olan kisi. iki ya da üç ev bir semte ve semt imamına bağliydi. semtler bölgelere, bölgeler büyük bölgelere, büyük bölgeler ilçelere, ilçeler şehirlere, şehirler ülkeye, ülkeler kıtalara, kıtalar da en sonunda hocaefendi'ye bağlıydı. hatta öyle ki o muhterem zat'a dünya yetmez ve evrende başkaları da varsa oraları da "hizmet"e katmak için ne gerekiyorsa yapılmalı idi. bu insanların hepsi birbirini denetler, not verir ve bir üstündekine durumu iletirdi. yani şıkır şıkır işleyen koskoca bir sistem vardı.
lise sonda fem'in yurdunda kalmaya başlamıştık. çekebildiğimiz kadar arkadaşı fem'e kayıt ettirmiştik nasıl olsa sonra "ilgileniriz" diye.yurtta, odadaki durumdan pek haberi olmayan diğer kişileri de namaz kılma, çay içme ve türlü türlü bahanelerle yanımıza çekmeyi başarıyorduk. yani ağabeylerle danışıklı dövüş şeklinde "adam kafalama" tüm hızıyla devam ediyordu. her birimizin "ilgilendiği" arkadaşlar da zamanla "şakirt" olma yolunda ilerliyordu. ağabeylerimizin düzenlediği maçlar, mangal partileri, çiğköfte partilerine artık not ortalamasına falan da bakmaksizin islami görüşe yakın ailelerden çocukları seçerek getiriyorduk. kola serbest oldu, kot pantolon giydik.
28 şubat sürecinde hocaefendi'nin video ve ses kasetlerini, kitaplarını evlerden alarak kendi evlerimizde sakladik ve evlere atatürk ile ilgili kitaplar doldurduk. evlerin çoğu yer değiştirdi. bazı ağabeylerimiz "tedbir" gereği takma isim kullanmaya başladı.cep
telefonlarının pilini istişarelerde söktük. telefonda "hocaefendi, hizmet, sohbet" gibi kelimeleri kullanmayı yasakladık. bunların yerine "maç yapmak, çay içmek, çorba içmek" gibi önceden kodladığımız filleri kullanmaya başladık. aslında yapılan her şey "istişare" adı altında yukardan gelen emirlerin bize verildiği toplantılarda kararlaştırılıyordu. yani "istişare" yoktu, belki teferruatta vardı, ama her şey bir emir zinciri vasıtasıyla bizim önümüze konuyordu.
2000'ler ;
üniversiteye girince artık biz de "ağabey" olmuştuk. evlerde kalmaya ve sistemi bizzat kendimiz daha büyük sorumluluk üstlenerek yürütmeye başlamıştık. talebelerimiz vardı, onlarla ilgileniyorduk. aksiyon okuyorduk, artık bandrollü ve sakıncalı yerlerinden temizlenmiş hocaefendi kasetlerini koli koli alarak herkese ama herkese dağıtıyorduk. hocaefendi hakkında yine "hizmet"in başka yayınevlerinden çıkmış kitapları "mütevelli olmuş esnaf ağabeylerimizin" katkılarıyla kolilerce alıp dağıtıyorduk. kitaplar binlerce satıyordu. ramazanda zekât, kurban bayramlarında deri topluyorduk, kurbanlık parası topluyorduk. amerika'dan, hocaefendi'nin yanından gelen ağabey gelmişti bir seferinde. o anlatıyordu biz ağlıyorduk. ardından adam başına toplayacağı büyükbaş kurbanlıkların sözünü almaya ve kayıt ettirmeye başlamıştı. her birimizden 60 70 belki de 100 120 büyükbaş kurban parası getirmemizi istiyor ve pazarlık bu rakamlardan açılıyordu. bazı tanıdıklarımızın yaptığı hiçbir iş yoktu. evde de kalmazdı. sonradan bu kişilerin görevinin "çok özel" olduğunu öğrendik. bunlar türk silahlı kuvvetleri'ne girmek üzere olan öğrencilerle askeri okuldayken "ilgileniyorlar" idi. hocaefendi'nin "en önemli on görevden biri" saydığı bu iş için seçilmiş insanlardı. hepimizin en nefret ettiği yer ordu idi. bir toplantımızda bir ağabeyimizin ordu, danıştay ve diğer "solcu" kurumlar için yaptığı tanımlama ilginçti. ağabeyimiz bu gibi kurumlar için "artık fitne kurumlaşarak üzerimize geliyor, biz de bir an önce kurumlaşarak karşi koymaliyiz" diyordu. gazetemizi sürekli okumamız gerektiği de bir diğer telkin idi. özkök pasa'nın genelkurmay başkanı olacağı günleriip ile çekiyorduk.
aksiyon dergisi'nin bir sayısında "ergenekon" diye bir grup kapak yapılmıştı. bu sayıdan çok sayıda fotokopi çekerek hepimizden okumamız istenmişti. yazıda, devlet içinde gizli bir birimin oluşturulduğu ve bu birimin amacının arjantin benzeri sosyal patlamaların önüne geçmek, devlete zarar verebilecek oluşumlara müdahale etmek olduğu yaziliydi. ağabeylerimiz bunun bize de müdahale edeceğini söylediler. bu benim için bir dönüm noktasıydı. biz bu devletin bekasına, milletin dertlerine derman olmaya çalışmıyor muyduk? bizi solcular engellemiyor muydu? bizim mücadelemiz iman kurtarmak değilmiydi? bize ne toplumsal patlamaların önüne geçmek ve devleti korumak için kurulmuş bir gizli teşkilattan? devlet hepimizin devleti değil miydi, neden korumasınlar ki? hem bize ne diye düşman olsunlar ki?
uyanışım:
artık her şey saçma geliyordu bana. biz bir emir kuluyduk ve ne denirse yapıyorduk. çünkü toplu olarak cennete girecektik. sorgulama yoktu, körü körüne bağlanma ve emri ne kadar çabuk yerine getirdiğine bağlı olarak sahte bir samimiyet vardı. ama bu sahtelik genellikle bize emir verenler ve onların üstünden başlıyordu. tabanı samimi ve bir o kadar da cahil (beyni etkisizleştirilmiş anlamında) insanlar oluşturuyordu. bu insanlar dürüst, çalışkan ve edepli insanlardı. ama uyuyorlardı. üstelik biz uyutmuştuk yıllarca çocuklarını, kendilerini, karılarını, tüm yakınlarını. sırf "solcularla" inatlaşma uğruna yaptığımız birçok saçma iş vardı.bunlara en iyi örnek yeni yüzyıl gazetesinde hocaefendi'nin röportajının çıktığı zamandı. bu gazeteyi sırf solcular "hocalarini röportajına bile sahip çıkmıyorlar" demesinler diye balya balya aldık ve zaman gazetesinin depolarında çürümeye bıraktık, sonra da imha ettik. bazı yerlerde zaman gazetesinin içine koyarak dagitildigini duyduk. gazete hiçbir yerde bulunmaz olmuştu. üç günlük röportajı on beş güne yayarak ve tirajını da ona katlayarak gazete büyük kar etti sayemizde. bir sefer de süleyman demirel'in fatih üniversitesi'nin açılışında "burayı doldurabilir misiniz" demesi üzerine iş-güç, okul-sınav demeden koştuk ve doldurduk orayı. hocaefendi istiyor diye daha yeni okuduğumuz
kitapları bir kere daha okuduk. hocaefendi çagiriyor diye pilimizi, pirtimizi topladık amerika'da yaşamaya gittik bazılarimiz. buna da "hicret" deniyordu. bir keresinde, bir arkadasima giden biri hakkındane zaman döneceğini sorunca bana güldü ve dedi ki "hicret bu, dönmek olur mu". benim bildiğim hicret sayfası dinen kapanmistir. hele
türkiye gibi ibadetlerinizi rahatça yapabildiğiniz bir ülkede. merakım şu: türkiye'de halkın %99'u müslüman. amerika ise kendi deyimiyle müslümanlara karşı bir haçlı savaşı başlatmış durumda. nasıl oluyor da burada rahat olunamıyor lakin orada istediğimizi yapmamıza izin veriliyor? abd her yere ajanlar sokarken, iki kişi bile kendi karşısında ciddi bir şeyler yapmaya kalktığında haberi olurken bu nasıl denli büyük bir oluşuma müsaade ediyor? üstelik bu oluşumun biricik görevi insanları müslüman yapmak iken. abd'nin yoksa insanları müslüman yapmak gibi bir gizli amacı mı var? yoksa hocaefendi abd'nin de mi üzerinde büyük bir güce sahip ki bizimle uğraşamıyor? garip işler bunlar. bizden abd'ye hicret etmemizi fatih koleji'ndeki bir barkovizyon gösterisi sonrası hocaefendi'nin yanından gelen bir ağabey istemişti. ben de düşünmüştüm; bu resmen bir beyin göçü ve sermaye göçü... o zamanlar hocaefendi için evden bile dışarı çıkmıyor denmişti. ağabeylerimiz diyormuş ki "hocam zaten çok hastasın, bari bir cik bahçede dolaş" ama hocamız hiç çıkmıyormuş. aynı yillarda yeşil.org adlı internet sitesinde hocaefendi'nin boy boy dışarıda çekilmiş resmi yayınlanıyormuş da haberimiz yokmuş. biz hocamız'a üzülüp dua etmekle vaktimizi geçiriyorduk. bir de tabi gelen emirleri eksiksiz yapmakla. hocaefendi'nin latif erdoğan'a yazdirdigi "küçük dünyam" adlı kitabından en az bir kere yazıli sınav olmamis sakirt tanımıyorum ben. anlamadığım bir nokta da bu işte. yani sen ta amerikalardan "diğergamlık" üzerine, "hizmette önde mükâfatta geri durma" üzerine
göğüslerimize salvolar savur, sonra da çıkıp kendini anlatan kitaptan bizi belki bes belki on kere imtihan et. "imtihan dünyası" bu olmasa gerek. halen "hizmette" aktif olan ve son derece de teslimiyetçi bir arkadaşım bir seferinde şunları söylemişti, ben de yanlışı o zaman fark etmiştim: "ne bu hocaefendi, hocaefendi ya... allah var, peygamber var ya" hocaefendi, hocaefendi, hocaefendi... "hocaefendi ne diyor bu konuda, hocaefendi'nin çok mühim tespitleri var bu konuda, hocaefendi bugün ne diyor, hocaefendi'nin dediklerini artık herkul.org sitesinden günü gününe takip edebileceğiz arkadaşlar, hocaefendi çok ciddi uyarıyor, hocaefendi çok mübarek, hocaefendi bizzat ilgilenmiş, hocaefendi adını bizzat kendi koymuş, hocaefendi derhal yapılsın istemiş, hocaefendi,arkadaşlar dikkatli olsun demiş, hocaefendi, arkadaşlar artık evlensin demiş,hocaefendi, çocuk yapın demiş,hocaefendi, ishad'ı güçlendirin demiş, hocaefendi, gazete tirajinin bu haliyle karsima çıkmayın demiş,hocaefendi basi açik "ablalar" la da evlenilsin istemiş, hocaefendi, bir dua etmiş maçin ikinci yarisi galatasaray iki gol atarak real madrid'i devirmiş, hocaefendi, allah depremde ikitelli medyası'nı "çiftetelli" gibi sallardı ama içlerinde mübarek gazeteler de var demiş, hocaefendi üzülmüş, hocaefendi çok kederlenmiş, hocaefendi hastalanmış, hocaefendi, asya finans kredi kartı alın demiş; ulusal televizyon ihalesi yapılacağı gün asya finans'in kasasında o kadar para yokmuş, para lazımmis, hocaefendi şunu demiş, hocaefendi bunu demiş..." bu konuşma tarzına sıradan bir "isik evi"nde her gün rastlayabilirsiniz.
nurettin veren'e gelince; "o ne pis bir adam öyle, tipi kayık, pis bir çikarcı o, yalanci herifin teki" gibi yakistirmalar yapıyorlar. ve size şu kadarını söyleyeyim, bu insanları asla şartlanmadıkları haricince bir şeye inandiramazsiniz. belki size abartı gelir ama ben biliyorum ki hocaefendi bugün atlayın ve ölün dese sayilari binlere varabilecek kadari bu emri de hiç çekinmeden yerine getirir. nurettin bey bu konuda ne söylese azdır. hiçbir şey bu gerçek kadar sıra disi değildir, yine bu gerçeğin tasvirleri bile.
sonuç ;
akli basinda herkesin de anlayabileceği gibi bu bir karsi devrim örgütlenmesidir. devlet içinde koskoca bir devlettir. abd ve ab cikarlarına kosulsuz hizmet etmektedirler. ayrıca birçok yerde yazildigi gibi dergileri, radyolari, televizyonlari, üniversiteleri, vakifları, isik evleri vs. her seyleri vardir. öyle ki savcilari, kaymakamlari, valileri, emniyet müdürleri, öğretmenleri, doktorlari, istihbaratcilari (ki bu konuya doymak bilmeyen bir istahla yanasmaktadirlar),askerleri, milletvekilleri, bakanlari vardir. hemen hemen her büyük partinin de desteği ile bu noktalara gelinmiştir. bence yegâne çözüm bu örgütün tüm malvarligina el konmasindan geçer. ama sorun su ki; kim koyacak? diğer insanlardan tüm bu olan biten son derece profesyonelce saklanmaktadir. hatta çikan yalan haberler bile buna en güzel sekilde hizmet etmektedir. yok, fethullah komandolari varmis; yok, kendilerini patlatacaklarmis, yok, hücre evleri varmis; tabancalar, tüfekler, bombalar varmis... bu atmosfer onlara en çok yarayan ortami oluşturuyor ve kendilerinin terörist olmadigini "muhabbet fedai"leri olduğunu insanlara yaymalarına yariyor. bu kisilerin ne yapmaya çalistiklari çok iyi bilinmeli ve o kanaldan mücadele verilmelidir. örgüt desifre edildiğinde, abd yerine baskasini bulmak için faaliyete geçecektir ve bu zannimca on yil on bes yil kadar bir zamanı alacaktır. bu bir bölünme süreci olarak da yansiyabilir fethullahçilara. çünkü kurulu mekanizma en güzel sekilde isletilmektedir. bir daha böyle bir mekanizmayi kurmak çok çaba gerektirir. bölüp bir kismıni yine abd emriyle kamuoyunda kötülemek diğer kısmıyla yola devam etmek ile de bu mücadeleyi verebilirler.
her ne yapılacak ise bu darbeden hemen sonra yapılmalidir. yani bir daha güçlenmesine firsat verilmeden "meydana getirdiği bosluk" doldurulmalıdır. ama dediğim gibi ilk is; oyunu aciga çıkarmak ve ağababasi" olan abd'nin islerliğini yitiren bu besinci kolunu gözden cikarmasını beklemek olacaktır...
privatesozluk.com dan alıntı
ben bir "ortaokul sakirt"iyim yani en kidemli fethullah talebelerinden biriyim. asagida anlattiklarımi bizzat yasadım. sizinle paylaşmak için yine kendim yazdım.
1990'lar ;
orta birinci sınıftaydım ve cuma namazlarına düzenli olarak giderdim. beni aynı semtte bulunan okulumdan ve gittiğim camiden takip ederek fişleyen ve bir gün okul bahçesinde top oynamak bahanesiyle yanıma gelen o kişi ilk "ağabeyim" idi. daha sonra bana ve okuldan seçtikleri fen, matematik ve türkçe derslerinin toplam notu 21(10'luk sisteme göre) olan arkadaslarima cami kütüphanesinde ders vermek bahanesiyle yakinlık gösterdiler. yakınlik daha bir samimiyete dönüşünce evlerine
davet ettiler. dersler evde devam etti. bu arada bizimle oyunlar oynuyor ve bol bol sohbet ediyorlardı. baştan futbol içerikli bu sohbetler yavaş yavaş dini mevzulara geldi. allah'ı tanımak, namaz kılmak derken "öğretmenin not defteri" gibi kitapları okumamızı istiyorlardı. buna "sızıntı" okumaları ve adını henüz bilmediğimiz o hocanın banttaki ses kaydını toplu olarak dinlemelerimiz eşlik etti. bize yeterince itimat kazandıklarında o sesin "hocaefendi" ye ait olduğunu ve kendisinin çok "mübarek" bir insan olduğunu anlattılar. artık "işi" biliyorduk ve bize adam lazımdı. okuldaki arkadaşlarımızı nasıl "kafalayarak" ağabeylerin huzuruna getireceğimizi öğrenmiştik.
yıllar orta üçüncü sınıfa getirdiğinde bizi artık sınavlara hazırlanma vakti de gelmişti. bu tarihlerde kuleli askeri lisesi'ne girmenin ne kadar önemli ve saygın bir iş olduğu sürekli telkin ediliyordu bize. derken tanidigimiz birkaç arkadaşımız orayın kazandı. biz ise devlet lisesine devam ettiğimizde okuldan arkadaş "kafalamak" en büyük hedefimiz haline gelmişti. okulumuzun hemen yanında bulunan "nur evi"ne ders çalışma bahanesiyle getirdiğimiz arkadaşlarımıza yemekler veriyor onları mümkün olduğunca bu evlerde tutmaya çalışıyorduk. bu kişilerle okulda ve başka yerlerde de "ilgileniyor" yörüngemizden uzaklaştırmamaya çalisiyorduk. bunların durumlarını her hafta düzenlenen "istişare" toplantılarında ağabeylerimize anlatıyorduk. onlar da bize ne yapmamız gerektiğini, hangi yolları adım adım takip etmemiz gerektiğini, yapmamız gereken jestlere ve takınmamız gereken mimiklere kadar anlatıyordu.
yil sonlarında gelen "sizinti koçanlari" nı bitirmemiz ve onlarca, hatta yüzlerce kisiyi sizinti'ya abone etmemiz her birimizden bekleniyordu. biz ise kimisinin parasını kendi cebimizden vererek bu en kutsal yolda birbirimizle kiyasıya yarisiyorduk. zaman aboneliği de yine bu şekilde cereyan ediyordu. haftada okumamız gereken kuran miktarı, risale-i nur ve hocaefendi kitapları (pırlanta serisi) miktarı belliydi. bunlara ek olarak o zamanki adı "tuna kırtasiye" olan "nt mağazaları"nda kaçak olarak çoğaltılan ve ağabeyimizin adıni kullanarak arka bölümden aldigimız "hocaefendi vaaz kasetleri"nden de ağabeyimizin seçtikleri doğrultusunda dinlememiz isteniyordu. bunların hepsinin ortak adı "keyfiyet" idi. bunu bir çetele halinde ağabeyimize her haftaki "istişare" de sunmamız isteniyordu. hiç müzik dinlemezdik, kola içmezdik ve hep kumaş pantolon giyerdik. kız arkadaşımız asla olmazdı, okulda yüzlerine bile bakmazdık. sokakta hep yere bakarak ve hızlı hızlı yürürdük. ağabeyimizin dedikleri ana-babamızdan önemliydi. mehmet kafkas'ın "geçmişi bilmek" ve "milli mücadelede öncüler" adlı kitaplarını okuyorduk. atatürk masondu, deccaldı. atatürk kemal'di, kemal ağa idi. atatürk baş eğlencemizdi. okuldaki hocaların bazısı "duruma uyanmıştı", biz "tedbir dairesini" genişleterek okuldan çıkınca arka sokaktan dolaşarak nur evine gidiyorduk, içeri birer ikişer giriyorduk ve asla toplu çıkmıyorduk. bize göre iki çesit adam vardı; "müspet ve solcu". solcunun bir adı da "kom" du. kom, "komünist"in kisaltilmisiydi. ve okuldaki bazı hocalar komdu. özelikle de felsefeci.
üniversite hazırlık dershanesi olan fem'e lise ikinci sınıfta da kayıt yaptırdık. amaç hem iyi bir üniversite hem de "hizmet" para kazansın idi. ortaokuldan beri ailelerimizi alistirdigimiz "ağabeylerle ders çalisma" için onlarda kalmaya gitme faaliyetlerimize ayrı bir önem vermeye başlamıştık. bu kalma dönemlerine biz "kamp" diyorduk. kamplarda ders çalisilir ve uzun vadeli projelerimizi ağabeylerimize anlatarak onların direktifleri doğrultusunda yaşamımızı planlardık. ailelerimizle ağabeylerimizi ne zaman ve nasıl tanistiracagimizi ve her iki tarafın neyapması gerektiğine varıncaya kadar her şey planlanirdı. öyle ki tüm bu insanlara bir üstündeki "not" verirdi. evlerin bir imamı vardı, yani evden sorumlu olan kisi. iki ya da üç ev bir semte ve semt imamına bağliydi. semtler bölgelere, bölgeler büyük bölgelere, büyük bölgeler ilçelere, ilçeler şehirlere, şehirler ülkeye, ülkeler kıtalara, kıtalar da en sonunda hocaefendi'ye bağlıydı. hatta öyle ki o muhterem zat'a dünya yetmez ve evrende başkaları da varsa oraları da "hizmet"e katmak için ne gerekiyorsa yapılmalı idi. bu insanların hepsi birbirini denetler, not verir ve bir üstündekine durumu iletirdi. yani şıkır şıkır işleyen koskoca bir sistem vardı.
lise sonda fem'in yurdunda kalmaya başlamıştık. çekebildiğimiz kadar arkadaşı fem'e kayıt ettirmiştik nasıl olsa sonra "ilgileniriz" diye.yurtta, odadaki durumdan pek haberi olmayan diğer kişileri de namaz kılma, çay içme ve türlü türlü bahanelerle yanımıza çekmeyi başarıyorduk. yani ağabeylerle danışıklı dövüş şeklinde "adam kafalama" tüm hızıyla devam ediyordu. her birimizin "ilgilendiği" arkadaşlar da zamanla "şakirt" olma yolunda ilerliyordu. ağabeylerimizin düzenlediği maçlar, mangal partileri, çiğköfte partilerine artık not ortalamasına falan da bakmaksizin islami görüşe yakın ailelerden çocukları seçerek getiriyorduk. kola serbest oldu, kot pantolon giydik.
28 şubat sürecinde hocaefendi'nin video ve ses kasetlerini, kitaplarını evlerden alarak kendi evlerimizde sakladik ve evlere atatürk ile ilgili kitaplar doldurduk. evlerin çoğu yer değiştirdi. bazı ağabeylerimiz "tedbir" gereği takma isim kullanmaya başladı.cep
telefonlarının pilini istişarelerde söktük. telefonda "hocaefendi, hizmet, sohbet" gibi kelimeleri kullanmayı yasakladık. bunların yerine "maç yapmak, çay içmek, çorba içmek" gibi önceden kodladığımız filleri kullanmaya başladık. aslında yapılan her şey "istişare" adı altında yukardan gelen emirlerin bize verildiği toplantılarda kararlaştırılıyordu. yani "istişare" yoktu, belki teferruatta vardı, ama her şey bir emir zinciri vasıtasıyla bizim önümüze konuyordu.
2000'ler ;
üniversiteye girince artık biz de "ağabey" olmuştuk. evlerde kalmaya ve sistemi bizzat kendimiz daha büyük sorumluluk üstlenerek yürütmeye başlamıştık. talebelerimiz vardı, onlarla ilgileniyorduk. aksiyon okuyorduk, artık bandrollü ve sakıncalı yerlerinden temizlenmiş hocaefendi kasetlerini koli koli alarak herkese ama herkese dağıtıyorduk. hocaefendi hakkında yine "hizmet"in başka yayınevlerinden çıkmış kitapları "mütevelli olmuş esnaf ağabeylerimizin" katkılarıyla kolilerce alıp dağıtıyorduk. kitaplar binlerce satıyordu. ramazanda zekât, kurban bayramlarında deri topluyorduk, kurbanlık parası topluyorduk. amerika'dan, hocaefendi'nin yanından gelen ağabey gelmişti bir seferinde. o anlatıyordu biz ağlıyorduk. ardından adam başına toplayacağı büyükbaş kurbanlıkların sözünü almaya ve kayıt ettirmeye başlamıştı. her birimizden 60 70 belki de 100 120 büyükbaş kurban parası getirmemizi istiyor ve pazarlık bu rakamlardan açılıyordu. bazı tanıdıklarımızın yaptığı hiçbir iş yoktu. evde de kalmazdı. sonradan bu kişilerin görevinin "çok özel" olduğunu öğrendik. bunlar türk silahlı kuvvetleri'ne girmek üzere olan öğrencilerle askeri okuldayken "ilgileniyorlar" idi. hocaefendi'nin "en önemli on görevden biri" saydığı bu iş için seçilmiş insanlardı. hepimizin en nefret ettiği yer ordu idi. bir toplantımızda bir ağabeyimizin ordu, danıştay ve diğer "solcu" kurumlar için yaptığı tanımlama ilginçti. ağabeyimiz bu gibi kurumlar için "artık fitne kurumlaşarak üzerimize geliyor, biz de bir an önce kurumlaşarak karşi koymaliyiz" diyordu. gazetemizi sürekli okumamız gerektiği de bir diğer telkin idi. özkök pasa'nın genelkurmay başkanı olacağı günleriip ile çekiyorduk.
aksiyon dergisi'nin bir sayısında "ergenekon" diye bir grup kapak yapılmıştı. bu sayıdan çok sayıda fotokopi çekerek hepimizden okumamız istenmişti. yazıda, devlet içinde gizli bir birimin oluşturulduğu ve bu birimin amacının arjantin benzeri sosyal patlamaların önüne geçmek, devlete zarar verebilecek oluşumlara müdahale etmek olduğu yaziliydi. ağabeylerimiz bunun bize de müdahale edeceğini söylediler. bu benim için bir dönüm noktasıydı. biz bu devletin bekasına, milletin dertlerine derman olmaya çalışmıyor muyduk? bizi solcular engellemiyor muydu? bizim mücadelemiz iman kurtarmak değilmiydi? bize ne toplumsal patlamaların önüne geçmek ve devleti korumak için kurulmuş bir gizli teşkilattan? devlet hepimizin devleti değil miydi, neden korumasınlar ki? hem bize ne diye düşman olsunlar ki?
uyanışım:
artık her şey saçma geliyordu bana. biz bir emir kuluyduk ve ne denirse yapıyorduk. çünkü toplu olarak cennete girecektik. sorgulama yoktu, körü körüne bağlanma ve emri ne kadar çabuk yerine getirdiğine bağlı olarak sahte bir samimiyet vardı. ama bu sahtelik genellikle bize emir verenler ve onların üstünden başlıyordu. tabanı samimi ve bir o kadar da cahil (beyni etkisizleştirilmiş anlamında) insanlar oluşturuyordu. bu insanlar dürüst, çalışkan ve edepli insanlardı. ama uyuyorlardı. üstelik biz uyutmuştuk yıllarca çocuklarını, kendilerini, karılarını, tüm yakınlarını. sırf "solcularla" inatlaşma uğruna yaptığımız birçok saçma iş vardı.bunlara en iyi örnek yeni yüzyıl gazetesinde hocaefendi'nin röportajının çıktığı zamandı. bu gazeteyi sırf solcular "hocalarini röportajına bile sahip çıkmıyorlar" demesinler diye balya balya aldık ve zaman gazetesinin depolarında çürümeye bıraktık, sonra da imha ettik. bazı yerlerde zaman gazetesinin içine koyarak dagitildigini duyduk. gazete hiçbir yerde bulunmaz olmuştu. üç günlük röportajı on beş güne yayarak ve tirajını da ona katlayarak gazete büyük kar etti sayemizde. bir sefer de süleyman demirel'in fatih üniversitesi'nin açılışında "burayı doldurabilir misiniz" demesi üzerine iş-güç, okul-sınav demeden koştuk ve doldurduk orayı. hocaefendi istiyor diye daha yeni okuduğumuz
kitapları bir kere daha okuduk. hocaefendi çagiriyor diye pilimizi, pirtimizi topladık amerika'da yaşamaya gittik bazılarimiz. buna da "hicret" deniyordu. bir keresinde, bir arkadasima giden biri hakkındane zaman döneceğini sorunca bana güldü ve dedi ki "hicret bu, dönmek olur mu". benim bildiğim hicret sayfası dinen kapanmistir. hele
türkiye gibi ibadetlerinizi rahatça yapabildiğiniz bir ülkede. merakım şu: türkiye'de halkın %99'u müslüman. amerika ise kendi deyimiyle müslümanlara karşı bir haçlı savaşı başlatmış durumda. nasıl oluyor da burada rahat olunamıyor lakin orada istediğimizi yapmamıza izin veriliyor? abd her yere ajanlar sokarken, iki kişi bile kendi karşısında ciddi bir şeyler yapmaya kalktığında haberi olurken bu nasıl denli büyük bir oluşuma müsaade ediyor? üstelik bu oluşumun biricik görevi insanları müslüman yapmak iken. abd'nin yoksa insanları müslüman yapmak gibi bir gizli amacı mı var? yoksa hocaefendi abd'nin de mi üzerinde büyük bir güce sahip ki bizimle uğraşamıyor? garip işler bunlar. bizden abd'ye hicret etmemizi fatih koleji'ndeki bir barkovizyon gösterisi sonrası hocaefendi'nin yanından gelen bir ağabey istemişti. ben de düşünmüştüm; bu resmen bir beyin göçü ve sermaye göçü... o zamanlar hocaefendi için evden bile dışarı çıkmıyor denmişti. ağabeylerimiz diyormuş ki "hocam zaten çok hastasın, bari bir cik bahçede dolaş" ama hocamız hiç çıkmıyormuş. aynı yillarda yeşil.org adlı internet sitesinde hocaefendi'nin boy boy dışarıda çekilmiş resmi yayınlanıyormuş da haberimiz yokmuş. biz hocamız'a üzülüp dua etmekle vaktimizi geçiriyorduk. bir de tabi gelen emirleri eksiksiz yapmakla. hocaefendi'nin latif erdoğan'a yazdirdigi "küçük dünyam" adlı kitabından en az bir kere yazıli sınav olmamis sakirt tanımıyorum ben. anlamadığım bir nokta da bu işte. yani sen ta amerikalardan "diğergamlık" üzerine, "hizmette önde mükâfatta geri durma" üzerine
göğüslerimize salvolar savur, sonra da çıkıp kendini anlatan kitaptan bizi belki bes belki on kere imtihan et. "imtihan dünyası" bu olmasa gerek. halen "hizmette" aktif olan ve son derece de teslimiyetçi bir arkadaşım bir seferinde şunları söylemişti, ben de yanlışı o zaman fark etmiştim: "ne bu hocaefendi, hocaefendi ya... allah var, peygamber var ya" hocaefendi, hocaefendi, hocaefendi... "hocaefendi ne diyor bu konuda, hocaefendi'nin çok mühim tespitleri var bu konuda, hocaefendi bugün ne diyor, hocaefendi'nin dediklerini artık herkul.org sitesinden günü gününe takip edebileceğiz arkadaşlar, hocaefendi çok ciddi uyarıyor, hocaefendi çok mübarek, hocaefendi bizzat ilgilenmiş, hocaefendi adını bizzat kendi koymuş, hocaefendi derhal yapılsın istemiş, hocaefendi,arkadaşlar dikkatli olsun demiş, hocaefendi, arkadaşlar artık evlensin demiş,hocaefendi, çocuk yapın demiş,hocaefendi, ishad'ı güçlendirin demiş, hocaefendi, gazete tirajinin bu haliyle karsima çıkmayın demiş,hocaefendi basi açik "ablalar" la da evlenilsin istemiş, hocaefendi, bir dua etmiş maçin ikinci yarisi galatasaray iki gol atarak real madrid'i devirmiş, hocaefendi, allah depremde ikitelli medyası'nı "çiftetelli" gibi sallardı ama içlerinde mübarek gazeteler de var demiş, hocaefendi üzülmüş, hocaefendi çok kederlenmiş, hocaefendi hastalanmış, hocaefendi, asya finans kredi kartı alın demiş; ulusal televizyon ihalesi yapılacağı gün asya finans'in kasasında o kadar para yokmuş, para lazımmis, hocaefendi şunu demiş, hocaefendi bunu demiş..." bu konuşma tarzına sıradan bir "isik evi"nde her gün rastlayabilirsiniz.
nurettin veren'e gelince; "o ne pis bir adam öyle, tipi kayık, pis bir çikarcı o, yalanci herifin teki" gibi yakistirmalar yapıyorlar. ve size şu kadarını söyleyeyim, bu insanları asla şartlanmadıkları haricince bir şeye inandiramazsiniz. belki size abartı gelir ama ben biliyorum ki hocaefendi bugün atlayın ve ölün dese sayilari binlere varabilecek kadari bu emri de hiç çekinmeden yerine getirir. nurettin bey bu konuda ne söylese azdır. hiçbir şey bu gerçek kadar sıra disi değildir, yine bu gerçeğin tasvirleri bile.
sonuç ;
akli basinda herkesin de anlayabileceği gibi bu bir karsi devrim örgütlenmesidir. devlet içinde koskoca bir devlettir. abd ve ab cikarlarına kosulsuz hizmet etmektedirler. ayrıca birçok yerde yazildigi gibi dergileri, radyolari, televizyonlari, üniversiteleri, vakifları, isik evleri vs. her seyleri vardir. öyle ki savcilari, kaymakamlari, valileri, emniyet müdürleri, öğretmenleri, doktorlari, istihbaratcilari (ki bu konuya doymak bilmeyen bir istahla yanasmaktadirlar),askerleri, milletvekilleri, bakanlari vardir. hemen hemen her büyük partinin de desteği ile bu noktalara gelinmiştir. bence yegâne çözüm bu örgütün tüm malvarligina el konmasindan geçer. ama sorun su ki; kim koyacak? diğer insanlardan tüm bu olan biten son derece profesyonelce saklanmaktadir. hatta çikan yalan haberler bile buna en güzel sekilde hizmet etmektedir. yok, fethullah komandolari varmis; yok, kendilerini patlatacaklarmis, yok, hücre evleri varmis; tabancalar, tüfekler, bombalar varmis... bu atmosfer onlara en çok yarayan ortami oluşturuyor ve kendilerinin terörist olmadigini "muhabbet fedai"leri olduğunu insanlara yaymalarına yariyor. bu kisilerin ne yapmaya çalistiklari çok iyi bilinmeli ve o kanaldan mücadele verilmelidir. örgüt desifre edildiğinde, abd yerine baskasini bulmak için faaliyete geçecektir ve bu zannimca on yil on bes yil kadar bir zamanı alacaktır. bu bir bölünme süreci olarak da yansiyabilir fethullahçilara. çünkü kurulu mekanizma en güzel sekilde isletilmektedir. bir daha böyle bir mekanizmayi kurmak çok çaba gerektirir. bölüp bir kismıni yine abd emriyle kamuoyunda kötülemek diğer kısmıyla yola devam etmek ile de bu mücadeleyi verebilirler.
her ne yapılacak ise bu darbeden hemen sonra yapılmalidir. yani bir daha güçlenmesine firsat verilmeden "meydana getirdiği bosluk" doldurulmalıdır. ama dediğim gibi ilk is; oyunu aciga çıkarmak ve ağababasi" olan abd'nin islerliğini yitiren bu besinci kolunu gözden cikarmasını beklemek olacaktır...
privatesozluk.com dan alıntı
26 Mart 2007 Pazartesi
Balıkesir
bazı cunta oluşumlarından dolayı, gelişmemiş, geliştirilmesine ve büyük şehir olmasına izin verilmeyen şehir. neden mi?
şöyleki:
sırrı yırcalı balıkesir sanayi odası başkanı iken, şehirde fabrika kurmak isteyen şirketlere çeşitli zorluklar çıkartarak bu şehirde bir yabancının ekmek yemesine uzun yıllar boyunca engel olmuştur. örnek vermek gerekirse bunlar ford otosan ve toyota , (°bkz: hyundai) fabrikalarıdır.
unutmamak gerekir ki, bursa yı bursa yapan, renault ve tofaş fabrikaları ve bununla birlikte gelişen otomotiv yan sanayi fabrikalarıdır.
takdir edersiniz ki fabrikalar, çok büyük bir işgücü arzını gerektiren, kurulduğu bölgede işsizlik sorunu büyük bir şekilde dizginleyen işletmelerdir.
sırrı yırcalı aynı zamanda; best adı ile bilinen (balıkesir elektromekanik sanayi tesisleri a.ş), yersa sentetik sanayi, balıkesir yem sanayii ve mortaş madencilik gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda şirketin yönetim kurulu başkanlığını yaptığı bilinmektedir. 30 mayıs 2005 tarihinde vefat etmiştir.
balıkesirin yerlisi olmayan işletmelerin balıkesir gibi izmir-manisa-bursa hattında geçiş yolu olan ve bandırma üzerinden istanbul a açılan bir kapısı olmasına rağmen yatırımlarına bir şekilde izin verilmemiştir.
bunun tek mantıklı nedeni; ki buna mantık denilebilirse, gelen yatırımcının işgücünü paylaşması ve bu paylaşımdan kaynaklanan iş gücünün yeterli olamayacağından kaynaklı işçi ücretlerindeki artış ve diğer şehirlerden göç ile gerçekleşeceği düşünülen şehrin yabancılaşmasından korkmaktır.
başka bir örnek vermek gerekirse;
balıkesir organize sanayi bölgesi ile adana 1. organize sanayi bölgesi aynı günlerde süleyman demirel tarafından açılmıştır.
adana şuanda 3. sanayi organize sanayi bölgesininde yatırımlarını sürdürmektedir. kıssadan hisse olarak adana kadar bile gelişememiş, geliştirilememiş marmara bölgesi ilidir.
bu rezalet
her nasıl olduysa ( sevmesemde)
akepe belediye başkanı sabri uğur zamanında organize sanayi bölgesine önem verilmiştir.
ama nereye kadar gider bu süreç bilemem.
çünkü şuanki sanayi odası başkanı rona yırcalı dır.
bir gün her şey eski rezaletine dönerse şaşırmamak gerekir bu şehirde.
asfaltlama çalışmaları açısından eskisine göre çok daha iyi bir durumda olmasına rağmen şehrin çarşısı kabul edilen milli kuvvetler, anafartalar ve kızılay caddelerinin yolları hala bozuktur. yapılan diğer asfalt çalışmaları da yağan ilk yağmurda verilen eğim ile dehlizler arasındaki absürd farkı ortaya koymaktadır.
kış aylarında özellikle geceleri yoğun bir hava kirliliği olmaktadır. 2007 de şehirde doğal gaz verilmesine rağmen bu durum tamamen çözümlenmiş değildir.
(°bkz: hatalıysam ara)
yaran msn nick ve iletileri
mutluluktan havalara sıçıyorum
senden ne erkeğe kadın, ne bebeğe anne, ne de kerhaneye orospu olur.
fahrettin fahrenaytoğlu
azrail melekoğlu
tanrı ( tanrı şimdi otorum açtı )
yıllardır oturum açmayan adam (şimdi oturum açtı )
ölene kadar ölümsüzüm
errorla mücadele
hanım suyu ısıt olmazsa çay yaparız.
beyaz atlı prensini bekleme, seyise razı ol, yoksa beygire kalırsın!
kuş gribi bize dokunmaz, cimbomluyuz çünkü
dürümüm, çöp şişim ve ayranım;
insan bedenine hapsolmuş bir hayvanım
allahım canımı alacak azraili dişi gönder de ölümle sevişeyim
5 in the car, 15 at the house...
hayat üç buçukla dört arasındadır. ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın
not: ekşisozluk.com dan alıntıdır.
senden ne erkeğe kadın, ne bebeğe anne, ne de kerhaneye orospu olur.
fahrettin fahrenaytoğlu
azrail melekoğlu
tanrı ( tanrı şimdi otorum açtı )
yıllardır oturum açmayan adam (şimdi oturum açtı )
ölene kadar ölümsüzüm
errorla mücadele
hanım suyu ısıt olmazsa çay yaparız.
beyaz atlı prensini bekleme, seyise razı ol, yoksa beygire kalırsın!
kuş gribi bize dokunmaz, cimbomluyuz çünkü
dürümüm, çöp şişim ve ayranım;
insan bedenine hapsolmuş bir hayvanım
allahım canımı alacak azraili dişi gönder de ölümle sevişeyim
5 in the car, 15 at the house...
hayat üç buçukla dört arasındadır. ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın
not: ekşisozluk.com dan alıntıdır.
24 Mart 2007 Cumartesi
Kumral Yalnızlığım
hiç gitmeyeceğine inandığım sevgililerin,
her gidişinde benden daha fazla şey götürdüğü;
uzun,
uzun bir tren yolculuğuydu hasretin.
ben her dakikada en az altmış kere öldüm,
ve en az seni sevdiğim kadar üzüldüm yokluğuna.
çok daha kumralını tanıdım sonra;
yalnızlığın…
beton-arme bloklar arasında…
öylesine sıkışmıştı ki hasretin kapıya…
hasretin kapıda.
ne yapsam olmuyorum,
yarım kalıyorum;
giden her sevgilinin ardında.
hiçbir şey yoktu çekip giderken…
oysa hala hatırlıyorum mutluluğu.
ıslak yanaklarından anlıyorum durumun ehemmiyetini…
ve inan çok daha kumralını tanıdım sonra…
uzun saçları omzundan dökülen;
kaderi,
içindeki hüznü belirten;
kederli bir akşam yağmurunda
tüm zarafetiyle yürüyen kadınlar…
hala çok daha fazlasını istediğim hayatın;
benden daha fazla şey götürdüğü,
daha kumral bir yalnızlığa tanık oldum…
şüpheli,
samimiyetsiz arkadaşlıklar kurdum uğrunda;
ve en az
seni sevdiğim kadar üzüldüm,
içinde bulunduğum duruma…
ve çok daha kumralını tanıdım sonra;
yalnızlığın…
betonarme blokların
soğukluğunda..
anıl özatalay
3 mart 2005 ankara-balıkesir treni
dokuz eylül ekspresi
her gidişinde benden daha fazla şey götürdüğü;
uzun,
uzun bir tren yolculuğuydu hasretin.
ben her dakikada en az altmış kere öldüm,
ve en az seni sevdiğim kadar üzüldüm yokluğuna.
çok daha kumralını tanıdım sonra;
yalnızlığın…
beton-arme bloklar arasında…
öylesine sıkışmıştı ki hasretin kapıya…
hasretin kapıda.
ne yapsam olmuyorum,
yarım kalıyorum;
giden her sevgilinin ardında.
hiçbir şey yoktu çekip giderken…
oysa hala hatırlıyorum mutluluğu.
ıslak yanaklarından anlıyorum durumun ehemmiyetini…
ve inan çok daha kumralını tanıdım sonra…
uzun saçları omzundan dökülen;
kaderi,
içindeki hüznü belirten;
kederli bir akşam yağmurunda
tüm zarafetiyle yürüyen kadınlar…
hala çok daha fazlasını istediğim hayatın;
benden daha fazla şey götürdüğü,
daha kumral bir yalnızlığa tanık oldum…
şüpheli,
samimiyetsiz arkadaşlıklar kurdum uğrunda;
ve en az
seni sevdiğim kadar üzüldüm,
içinde bulunduğum duruma…
ve çok daha kumralını tanıdım sonra;
yalnızlığın…
betonarme blokların
soğukluğunda..
anıl özatalay
3 mart 2005 ankara-balıkesir treni
dokuz eylül ekspresi
yalnızlık
benim yalnızlığım;
her şeyden önce senin yokluğunla başladı sevgili...
suskunluğum, hayat kırıklığım...
ben mutluluğu sende öğrendim sevgili
ne kadar sevdiysem seni;
şimdi bil ki o kadar yalnızım...
hayat bana polyanna olma şansı tanımadı sevgili.
kavgalar,
hisseli arkadaşlıklar,
tanısan hepsini sanki birer çocuktular
girdiler hayatıma;
sanki hiç çıkmadılar.
biz bir vesile ile tabi ki mutlu olduk,
o iyot ve rutubet kokan sahil kasabasında...
tabi ki güldük,
gözlerim yaşarıncaya kadar.
yalnızlık diyorlar sevgili.
oysa bilmiyorlar ki sensizlik nedir?
bir sözlükte bir entry oldum;
seni andım bir gece vakti,
yalnızlık dediler sevgili,
korkmadım;
sensizlik nedir bilirler mi ki sevgili?
bilsen ne şahane bir bulutsun,
o tüm varlığınla;
mutluluktan ağlatan...
benim de senin gibi sevgilim olsun sevgili;
varsın bütün yalnızlığı ben çekeyim,
bütün sıkıntıyı...
yanmaz canım,
canım acımaz.
hiç sanmıyorum ki yalnızlık;
senin yokluğun kadar,
olamaz...
her şeyden önce senin yokluğunla başladı sevgili...
suskunluğum, hayat kırıklığım...
ben mutluluğu sende öğrendim sevgili
ne kadar sevdiysem seni;
şimdi bil ki o kadar yalnızım...
hayat bana polyanna olma şansı tanımadı sevgili.
kavgalar,
hisseli arkadaşlıklar,
tanısan hepsini sanki birer çocuktular
girdiler hayatıma;
sanki hiç çıkmadılar.
biz bir vesile ile tabi ki mutlu olduk,
o iyot ve rutubet kokan sahil kasabasında...
tabi ki güldük,
gözlerim yaşarıncaya kadar.
yalnızlık diyorlar sevgili.
oysa bilmiyorlar ki sensizlik nedir?
bir sözlükte bir entry oldum;
seni andım bir gece vakti,
yalnızlık dediler sevgili,
korkmadım;
sensizlik nedir bilirler mi ki sevgili?
bilsen ne şahane bir bulutsun,
o tüm varlığınla;
mutluluktan ağlatan...
benim de senin gibi sevgilim olsun sevgili;
varsın bütün yalnızlığı ben çekeyim,
bütün sıkıntıyı...
yanmaz canım,
canım acımaz.
hiç sanmıyorum ki yalnızlık;
senin yokluğun kadar,
olamaz...
Kimdir nedir ??
Alkol?: tekila yılda 1-2 şişe :)
Sigara?: bıraktı :)
Bilgili olduğunu düşündüğü konu veya konular: Otomobil, bilgisayar (hardware) güzellik, estetik, edebiyat, şiir.
Bilgi almak istediği konu veya konular: Fotoğrafçılık, Sinema, Taş binalar (mimari) Mimar Sinan.
Hoşlandığı yemek türleri: Akdeniz mutfağı, Fırın balık,
Ait olduğu yer: Altınoluk (antandros)
En çok sevdiği mevsim: ilkbahar
Beslemek istediği evcil hayvan: doberman cinsi köpek.
Televizyonda hangi tür programları seyreder: Tv Makinası, Herkes Bunu Konuşuyor, Başka Yerde Yok, Yaşamdan Dakikalar, Can Dündar belgeselleri, Discovery Channel belgeselleri,Cnbc-e 24, yerli dizi : bu aralar Acı hayat ve Sıla.
Hangi tür filmleri sever: Aksiyon, Duygusal Komedi, ve Akıl Oyunları gibi insan zekasını konu alan filmler.
Kendisini nasıl görüyor: Önünüzden geçip giden cool adam. "işte o benim"
Hangi tür müzik, müziklerden hoşlanıyor: 80's, Oldies, Rock, ve eski popüler şarkılar
Nerede yaşıyor: Evinde
Kiminle yaşıyor: yalnız
Yapmakdan zevk aldığı şeyler : Otomobille seyahat, Parmak arası terlik giyip balık tutmak, şiir yazmak, eğer mümkünse aşık olmak, sevişmek, film izlemek, fırında balık, yemek yapmak.
Egitim: Anadolu Universitesi i$letme fakultesi, isletme bolumu
tevellut: 1983
burcu : AKREP
boy: 1.73m
intelligence quotient : 137
emotional intelligence : 70
dini: yok :)
imani: yok :)
ilgi alanlari: fotografcilik (siyah-beyaz) , karakalem, $iir , sanat, edebiyat, bilgisayar, otomobiller, tiyatro, bilardo, bilgisayar oyunlari, Mimar Sinan ve mimari yakla$imi, ta$ ve kagir binalar, yuzme, gezi, sinema, muzik, seyahat,
ho$landigi muzik turleri : 80's, Oldies, pop, rock, acid rock, TSM, R&B
(kulaga ho$ gelen bir cok sey, ruh haline gore degi$mektedir)
bir kac kitap : Orhan Pamuk-Kar- Orhan Pamuk-istanbul(hatiralar ve $ehir)
Orhan Pamuk-Benim Adim Kirmizi(not: bunu begenmemistim),Tanrisizligin ilmihali - Jean Meslier - ( Sag Duyu ) 1928 de Ataturk'un izniyle cikan kitap - orjinal adi : AKLI Selim, Kur'an, incil, Tevrat, Zebur.
filmler : Mustafa Hakkinda Her $ey (CAGAN IRMAK), Kelebek Etkisi, AKIL OYUNLARI, momento (akil defteri) IQ, Tin Cup, xXx ve xXx2, Constantine, 50 ilk opucuk, transporter 1 ve 2, taxi (american vers.) italyan isi, ada, crash (carpisma), vanilla sky, euro trip, scary movie serisi, se7en, 60 saniye, RONIN, Son Durak, gelecege donu$, Organize i$ler(YILMAZ ERDOGAN), YOL (YILMAZ GUNEY), DUVAR (YILMAZ GUNEY) , g.o.r.a , NAZIM- Can Dundar (Belgesel), The Girl Next Door (Kom$u Kizi), Rose Red Konagi, TILSIM, New York'ta Sonbahar, BEYZA'NIN KADINLARI
$iirler:
Can Yucel- Her sey sende gizli
Attila ilhan - 3. $ahsin $iiri, pia, sisler bulvari, Boyle bir sevmek, Ben sana mecburum, Tut ki gecedir, Hic bir $eyimsin, an gelir (Attila ilhan olur)
NAZIM Hikmet Ran - Ya$amaya dair, seviyorum seni, Bence $imdi sen de herkes gibisin
YILMAZ Erdogan- YAGDIKCA(favorim) , Bu a$k bahara hazir, Hepsi bu.
Cezmi Ersoz - A$kta YARIN yoktur sevgili,
Sigara?: bıraktı :)
Bilgili olduğunu düşündüğü konu veya konular: Otomobil, bilgisayar (hardware) güzellik, estetik, edebiyat, şiir.
Bilgi almak istediği konu veya konular: Fotoğrafçılık, Sinema, Taş binalar (mimari) Mimar Sinan.
Hoşlandığı yemek türleri: Akdeniz mutfağı, Fırın balık,
Ait olduğu yer: Altınoluk (antandros)
En çok sevdiği mevsim: ilkbahar
Beslemek istediği evcil hayvan: doberman cinsi köpek.
Televizyonda hangi tür programları seyreder: Tv Makinası, Herkes Bunu Konuşuyor, Başka Yerde Yok, Yaşamdan Dakikalar, Can Dündar belgeselleri, Discovery Channel belgeselleri,Cnbc-e 24, yerli dizi : bu aralar Acı hayat ve Sıla.
Hangi tür filmleri sever: Aksiyon, Duygusal Komedi, ve Akıl Oyunları gibi insan zekasını konu alan filmler.
Kendisini nasıl görüyor: Önünüzden geçip giden cool adam. "işte o benim"
Hangi tür müzik, müziklerden hoşlanıyor: 80's, Oldies, Rock, ve eski popüler şarkılar
Nerede yaşıyor: Evinde
Kiminle yaşıyor: yalnız
Yapmakdan zevk aldığı şeyler : Otomobille seyahat, Parmak arası terlik giyip balık tutmak, şiir yazmak, eğer mümkünse aşık olmak, sevişmek, film izlemek, fırında balık, yemek yapmak.
Egitim: Anadolu Universitesi i$letme fakultesi, isletme bolumu
tevellut: 1983
burcu : AKREP
boy: 1.73m
intelligence quotient : 137
emotional intelligence : 70
dini: yok :)
imani: yok :)
ilgi alanlari: fotografcilik (siyah-beyaz) , karakalem, $iir , sanat, edebiyat, bilgisayar, otomobiller, tiyatro, bilardo, bilgisayar oyunlari, Mimar Sinan ve mimari yakla$imi, ta$ ve kagir binalar, yuzme, gezi, sinema, muzik, seyahat,
ho$landigi muzik turleri : 80's, Oldies, pop, rock, acid rock, TSM, R&B
(kulaga ho$ gelen bir cok sey, ruh haline gore degi$mektedir)
bir kac kitap : Orhan Pamuk-Kar- Orhan Pamuk-istanbul(hatiralar ve $ehir)
Orhan Pamuk-Benim Adim Kirmizi(not: bunu begenmemistim),Tanrisizligin ilmihali - Jean Meslier - ( Sag Duyu ) 1928 de Ataturk'un izniyle cikan kitap - orjinal adi : AKLI Selim, Kur'an, incil, Tevrat, Zebur.
filmler : Mustafa Hakkinda Her $ey (CAGAN IRMAK), Kelebek Etkisi, AKIL OYUNLARI, momento (akil defteri) IQ, Tin Cup, xXx ve xXx2, Constantine, 50 ilk opucuk, transporter 1 ve 2, taxi (american vers.) italyan isi, ada, crash (carpisma), vanilla sky, euro trip, scary movie serisi, se7en, 60 saniye, RONIN, Son Durak, gelecege donu$, Organize i$ler(YILMAZ ERDOGAN), YOL (YILMAZ GUNEY), DUVAR (YILMAZ GUNEY) , g.o.r.a , NAZIM- Can Dundar (Belgesel), The Girl Next Door (Kom$u Kizi), Rose Red Konagi, TILSIM, New York'ta Sonbahar, BEYZA'NIN KADINLARI
$iirler:
Can Yucel- Her sey sende gizli
Attila ilhan - 3. $ahsin $iiri, pia, sisler bulvari, Boyle bir sevmek, Ben sana mecburum, Tut ki gecedir, Hic bir $eyimsin, an gelir (Attila ilhan olur)
NAZIM Hikmet Ran - Ya$amaya dair, seviyorum seni, Bence $imdi sen de herkes gibisin
YILMAZ Erdogan- YAGDIKCA(favorim) , Bu a$k bahara hazir, Hepsi bu.
Cezmi Ersoz - A$kta YARIN yoktur sevgili,
kimdir nedir?
Seven Koca
Karınızı da çocuğunuzu da seviyorsunuz. Onlar için güzel şeyler yapmayı da istiyorsunuz. Ama aşk gözünüzü kör etmemiş. Olacak şey ile olmayacak şeyi ayırabiliyorsunuz.
Sorumluluk kategorisinde aldığınız sonuç:
Sorumlu Koca
Eşinizin ve çocuklarınızın her türlü sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Her işlerine koşuyorsunuz. İyi mi yaptığınızı sanıyorsunuz? Sizin yüzünüzden etrafınızdaki hiç kimse büyüyemiyor. Nasıl olsa siz varsınız, niye büyüsünler.
Sabır kategorisinde aldığınız sonuç:
Sabırlı Koca
Sabrınıza hayran kaldık, ama dikkat edin hafiften enayi olabilirsiniz. Eşiniz de sizin gibiyse sorun yok ama sabrınız kolaylıkla istismar edilebilir.
Yaratıcılık kategorisinde aldığınız sonuç:
İdareci Koca
Ne şiş yansın ne kebap havasındasınız. Hem erkekliğe laf getirmemeye, hem de hanımı küstürmemeye çalışıyorsunuz. En güzeli... Bu uğraşta başarılıysanız kitabını yazın, zengin olursunuz.
zeka
137 Üstün Zekâ
Testin en üst kategorisinde bulunuyorsunuz. Bundan ötesi yok yani. Var aslında ama onu anlamanın çok kolay bir yolu var. Eğer 12 yaşında doktora derecesi aldıysanız, 750 sayfalık bir kitabı 45 dakikada okuyabiliyorsanız ‘bundan ötesi’siniz demektir. Bunu anlamak için teste lüzum yok yani.
Eğer testimizden yüksek puan alıp “Ne kitabı?” diyorsanız zekâsı bir işe yaramayanlardansınız demektir. Unutmayın zekâ her şey değildir. Sabır ve çalışkanlıkla buluşmamış bir zekâya sahip olmanın övünülecek bir tarafı olmadığını bilin.
Durum raporu : Özenli
Görünüş Dış görünüşünüze dikkat ediyorsunuz. Nasıl göründüğünüzün bilincindesiniz. Bazen evinizden ayrılırken saçınızın kusursuz, yüzünüze yeni eklenmiş kırışıklıkların veya yeni doğmaya hazırlaan sivilcenizi es geçtiğiniz olabiliyor. Görünüşünüzün farkındasınız ama bu konuda takıntılı değilsiniz. Her zaman kendinize yakışanı buluyor ve kusursuz görünmeyi başarıyorsunuz. Ama bunun için her zaman aynaya bakmanız gerekmiyor. Eşyalar Malınızı mülkünüzü çok iyi koruyorsunuz. Düzenli, titiz ve özenlisiniz. Bu hiçbir zaman obsesif boyutta değil. Çevrenizdeki çoğu insana göre derli toplusunuz. Belli bir düzeniniz var, ama bundan ödün verebiliyorsunuz. Her şeyin tek bir yeri ve şekli olmadığının farkındasınız. Bu mükemmel bir tutum. Sizin eşyalarını başkalarının kullanmasında aşırı rahatsız olmuyorsunuz. Ama gene de bazen tedirginlik yaşamıyor değilsiniz. İş Yaşamı Başarı grafiğiniz çok tutarlı. Geleceğinize yatırım yapıyorsunuz. Başarınız sizin için çok önemli, bu yüzden yeterli esneklikten uzaklaşabiliyorsunuz. Tek doğrunun sizinki olduğu ne yazık ki su götürmez bir gerçek değil. Yeni fikirlere biraz daha açık olabilirsiniz. Biraz da olsa işten uzaklaşmak için ufak açamaklar yaptığınız oluyor. Ama patronunuz size her zaman göz yumacaktır, çünkü sizin çalışkanlığına ihtiyacı var. Bu ayarı tutmaya devam edin.
Durum raporu : Oto-fan
Buradaki fan hani şu soğutma yapan cinsten değil fanatik cinsinden! Muhtemelen haftalık ve aylık çıkan otomobil yayınlarını takip ediyor, formula 1 yarışlarını kaçırmıyor, hatta her gün en az bir kez bu konuyla ilgili birileriyle sohbet ediyorsunuz. Siz gerçekten bir otomobil fanatiğisiniz, tebrik ederiz.
Karınızı da çocuğunuzu da seviyorsunuz. Onlar için güzel şeyler yapmayı da istiyorsunuz. Ama aşk gözünüzü kör etmemiş. Olacak şey ile olmayacak şeyi ayırabiliyorsunuz.
Sorumluluk kategorisinde aldığınız sonuç:
Sorumlu Koca
Eşinizin ve çocuklarınızın her türlü sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Her işlerine koşuyorsunuz. İyi mi yaptığınızı sanıyorsunuz? Sizin yüzünüzden etrafınızdaki hiç kimse büyüyemiyor. Nasıl olsa siz varsınız, niye büyüsünler.
Sabır kategorisinde aldığınız sonuç:
Sabırlı Koca
Sabrınıza hayran kaldık, ama dikkat edin hafiften enayi olabilirsiniz. Eşiniz de sizin gibiyse sorun yok ama sabrınız kolaylıkla istismar edilebilir.
Yaratıcılık kategorisinde aldığınız sonuç:
İdareci Koca
Ne şiş yansın ne kebap havasındasınız. Hem erkekliğe laf getirmemeye, hem de hanımı küstürmemeye çalışıyorsunuz. En güzeli... Bu uğraşta başarılıysanız kitabını yazın, zengin olursunuz.
zeka
137 Üstün Zekâ
Testin en üst kategorisinde bulunuyorsunuz. Bundan ötesi yok yani. Var aslında ama onu anlamanın çok kolay bir yolu var. Eğer 12 yaşında doktora derecesi aldıysanız, 750 sayfalık bir kitabı 45 dakikada okuyabiliyorsanız ‘bundan ötesi’siniz demektir. Bunu anlamak için teste lüzum yok yani.
Eğer testimizden yüksek puan alıp “Ne kitabı?” diyorsanız zekâsı bir işe yaramayanlardansınız demektir. Unutmayın zekâ her şey değildir. Sabır ve çalışkanlıkla buluşmamış bir zekâya sahip olmanın övünülecek bir tarafı olmadığını bilin.
Durum raporu : Özenli
Görünüş Dış görünüşünüze dikkat ediyorsunuz. Nasıl göründüğünüzün bilincindesiniz. Bazen evinizden ayrılırken saçınızın kusursuz, yüzünüze yeni eklenmiş kırışıklıkların veya yeni doğmaya hazırlaan sivilcenizi es geçtiğiniz olabiliyor. Görünüşünüzün farkındasınız ama bu konuda takıntılı değilsiniz. Her zaman kendinize yakışanı buluyor ve kusursuz görünmeyi başarıyorsunuz. Ama bunun için her zaman aynaya bakmanız gerekmiyor. Eşyalar Malınızı mülkünüzü çok iyi koruyorsunuz. Düzenli, titiz ve özenlisiniz. Bu hiçbir zaman obsesif boyutta değil. Çevrenizdeki çoğu insana göre derli toplusunuz. Belli bir düzeniniz var, ama bundan ödün verebiliyorsunuz. Her şeyin tek bir yeri ve şekli olmadığının farkındasınız. Bu mükemmel bir tutum. Sizin eşyalarını başkalarının kullanmasında aşırı rahatsız olmuyorsunuz. Ama gene de bazen tedirginlik yaşamıyor değilsiniz. İş Yaşamı Başarı grafiğiniz çok tutarlı. Geleceğinize yatırım yapıyorsunuz. Başarınız sizin için çok önemli, bu yüzden yeterli esneklikten uzaklaşabiliyorsunuz. Tek doğrunun sizinki olduğu ne yazık ki su götürmez bir gerçek değil. Yeni fikirlere biraz daha açık olabilirsiniz. Biraz da olsa işten uzaklaşmak için ufak açamaklar yaptığınız oluyor. Ama patronunuz size her zaman göz yumacaktır, çünkü sizin çalışkanlığına ihtiyacı var. Bu ayarı tutmaya devam edin.
Durum raporu : Oto-fan
Buradaki fan hani şu soğutma yapan cinsten değil fanatik cinsinden! Muhtemelen haftalık ve aylık çıkan otomobil yayınlarını takip ediyor, formula 1 yarışlarını kaçırmıyor, hatta her gün en az bir kez bu konuyla ilgili birileriyle sohbet ediyorsunuz. Siz gerçekten bir otomobil fanatiğisiniz, tebrik ederiz.
740.gün
sokaklar ıssızdı üşüyordum. yürüyordum olanca çaresizliğimde. düşünüyordum ki; o zamanlar düşünmekten başka yapacak bir şeyim yoktu...
senin kalbinde hayat buldum ilkin; ben mutlu olmayı sadece senden öğrendim.
ki herkes âşıktı o zamanlar,
oysa ben hiç aşık olmadım sevgili;
sana hissettiğim tutkuydu sadece,
eğer dileseydim tanrı dan ancak senin kadar içime sinen bir insan karşıma çıkarabilirdi ancak, ben ancak senin kadar * biriyle mutlu olabilirdim sadece.
sen bana geldiğinde;
sana tutkuyla bağlanabilecek kadar genç,
yeni maceralar aramayacak kadar sadık ve yaşlıydım o zamanlar.
hayatta hiç birşeyi seni sevdiğim kadar sevmedim,
benimsemedim kimseyi senin kadar.
bana "peki bey" dediğin anı 740 gündür hatırlıyorum.
gidişini hiç hatırlamak istemiyorum.
gittiğin gün bile sana; hayatım boyunca kimseye yaptırmadığım kadar güzel olan kar beyazı kaplama kağıtlı, kan kırmızısı gülleri sana sunduğumda, bir bebeğin olmuş kadar sevindiğin için belki de unutamadım seni.
ama inan;
inan, hiç ama hiç bir şey senin yokluğun kadar zor ve dayanılmaz olmadı.
tekila şişesini miğdeme indirişimi, saatlerce içimin sızlamasını. her sabah ağlayarak uyanacak kadar, hiç bir zaman küçülmemiştim ve çaresiz hissetmemiştim kendimi.
sen; nasıl giderdin? nasıl böyle tutku dolu bir insanı sevdiğin halde bırakabildiğini hayatımın hiç bir evresinde hazmedemeyeceğim.
sen gittin, ömrümden ömür gitti.
toparlanmaya çalıştım ama , elimden hiç bir şey gelmedi inan, o hastane köşesinde her bebeği gördüğümde sızlamam, ağlamam,
(utancımdan güneş gözlüğü bile taktığımı hatırlarım.) inan hiç bir şey senin yokluğundan daha acı verici değildi.
ki hala değil soracak olursan.
affet beni bir tanem. ben hayatımda senden başkasını kendime layık görmedim. ve inan hep; seni, bana "peki bey" deyişinle ve gözlerinin içindeki gülümsemeyle hatırlayacağım. umarım sen de bundan sonra seni sevenleri aldatmazsın, umarım bunu benden başka kimseye yapmazsın...
çünkü ben seni; sakat kalsan da, kolunu, bacağını kaybetsen de bırakmayacak kadar çok sevecek ve yine de seninle evlenmekten vazgeçmeyecek kadar çok seviyordum. senin yaşaman için organlarımı, bir saniye tereddüt etmeden bağışlayacak kadar çok sevdim.
biliyor musun?
herkes hala aşık.
hala sözde aşıklar; birkaç aylık her ilişkide olduğu gibi basitçe.
senden sonra bir çok kadın bana yaklaşmak istedi, yakışıklılığıma vurulup.
ama kimse senin kadar içten olmadı bana,
senin kadar sevgisini gösteremedi.
kimse senin kadar sevemiyor ya hala;
işte ben buna yanıyorum..
bana cenneti yaşattığın için sana minnettarım.
şimdi bana düşen;
sensiz cehennemimde yaşlanmak...
senin kalbinde hayat buldum ilkin; ben mutlu olmayı sadece senden öğrendim.
ki herkes âşıktı o zamanlar,
oysa ben hiç aşık olmadım sevgili;
sana hissettiğim tutkuydu sadece,
eğer dileseydim tanrı dan ancak senin kadar içime sinen bir insan karşıma çıkarabilirdi ancak, ben ancak senin kadar * biriyle mutlu olabilirdim sadece.
sen bana geldiğinde;
sana tutkuyla bağlanabilecek kadar genç,
yeni maceralar aramayacak kadar sadık ve yaşlıydım o zamanlar.
hayatta hiç birşeyi seni sevdiğim kadar sevmedim,
benimsemedim kimseyi senin kadar.
bana "peki bey" dediğin anı 740 gündür hatırlıyorum.
gidişini hiç hatırlamak istemiyorum.
gittiğin gün bile sana; hayatım boyunca kimseye yaptırmadığım kadar güzel olan kar beyazı kaplama kağıtlı, kan kırmızısı gülleri sana sunduğumda, bir bebeğin olmuş kadar sevindiğin için belki de unutamadım seni.
ama inan;
inan, hiç ama hiç bir şey senin yokluğun kadar zor ve dayanılmaz olmadı.
tekila şişesini miğdeme indirişimi, saatlerce içimin sızlamasını. her sabah ağlayarak uyanacak kadar, hiç bir zaman küçülmemiştim ve çaresiz hissetmemiştim kendimi.
sen; nasıl giderdin? nasıl böyle tutku dolu bir insanı sevdiğin halde bırakabildiğini hayatımın hiç bir evresinde hazmedemeyeceğim.
sen gittin, ömrümden ömür gitti.
toparlanmaya çalıştım ama , elimden hiç bir şey gelmedi inan, o hastane köşesinde her bebeği gördüğümde sızlamam, ağlamam,
(utancımdan güneş gözlüğü bile taktığımı hatırlarım.) inan hiç bir şey senin yokluğundan daha acı verici değildi.
ki hala değil soracak olursan.
affet beni bir tanem. ben hayatımda senden başkasını kendime layık görmedim. ve inan hep; seni, bana "peki bey" deyişinle ve gözlerinin içindeki gülümsemeyle hatırlayacağım. umarım sen de bundan sonra seni sevenleri aldatmazsın, umarım bunu benden başka kimseye yapmazsın...
çünkü ben seni; sakat kalsan da, kolunu, bacağını kaybetsen de bırakmayacak kadar çok sevecek ve yine de seninle evlenmekten vazgeçmeyecek kadar çok seviyordum. senin yaşaman için organlarımı, bir saniye tereddüt etmeden bağışlayacak kadar çok sevdim.
biliyor musun?
herkes hala aşık.
hala sözde aşıklar; birkaç aylık her ilişkide olduğu gibi basitçe.
senden sonra bir çok kadın bana yaklaşmak istedi, yakışıklılığıma vurulup.
ama kimse senin kadar içten olmadı bana,
senin kadar sevgisini gösteremedi.
kimse senin kadar sevemiyor ya hala;
işte ben buna yanıyorum..
bana cenneti yaşattığın için sana minnettarım.
şimdi bana düşen;
sensiz cehennemimde yaşlanmak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)